Hz.İmam Musa b. Ca‘fer’in (a.s.) evlatları arasında, Hz.İmam Rıza’dan (a.s.) sonra Hz. Fatıma Masume’nin (s.a.) adı, bu kutlu ailenin başında parlayan bir mücevher gibi ışıldamaktadır. Hz. Masume (s.a.), gerçekleştirdiği cesur hicret ve ortaya koyduğu kararlı duruşla Abbasilerin uyguladığı baskı ve boğucu siyasete karşı direnmiş; Gadir hadisini rivayet ederek Hz. İmam Ali’nin (a.s.) imamet ve velayet makamını bütün varlığıyla savunmuştur. Hz.İmam Musa Kazım’ın (a.s.) döneminde hadis rivayet etmek son derece zor şartlar altında gerçekleşiyordu. Buna rağmen Hz. Masume’den (s.a.) nakledilen hadislerin tamamına yakınının imamet ve velayet ekseninde olması dikkat çekicidir. Görünen o ki Hz. Masume (s.a.), bu hadisleri aktararak toplumun düşünce ve dikkatini, yalnızlık ve gurbet içinde bırakılmış olan imamet ve velayet makamına yöneltmeye çalışmıştır. Fatimiyye Rivayetleri Hz. Masume’nin (s.a.) faziletlerinden biri de muhaddise oluşudur. Onun Hz. İmam Ali’nin (a.s.) velayetini savunmak amacıyla naklettiği rivayetlerden biri de Gadir Hadisidir. Hz. Masume (s.a.), bu hadisi Hz. Fatıma Zehra’dan (s.a.) ulaşan güvenilir bir rivayet zinciriyle nakletmiştir. Hz. Masume Fatıma, Hz. İmam Kazım’ın (a.s.) kızı; o, Hz. İmam Sadık’ın (a.s.) kızı Hz. Fatıma’dan; o, Hz.İmam Bakır’ın (a.s.) kızı Hz.Fatıma’dan; o, İmam Zeynelâbidîn’in (a.s.) kızı Hz.Fatıma’dan; o, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s.) kızı Hz. Fatıma’dan; o, Hz.İmam Ali’nin (a.s.) kızı Ümmü Külsum’dan; o da Allah Resulü’nün (s.a.a.) kızı Hz. Fatıma’dan (s.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Gadir-i Hum günü Allah Resulü’nün (s.a.a.): ‘Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.’ buyurduğunu unuttunuz mu? Allah Resulü’nün (s.a.a.) Hz.İmam Ali’ye (a.s.): ‘Senin bana konumun, Harun’un Musa’ya konumu gibidir.’ buyurduğunu unuttunuz mu?” (1) Miraç Hadisi ve Hz. İmam Ali’nin (a.s.) Dostları Hz. Masume (s.a.), büyük bir basiret ve şuurla, Miraç hadisinin Hz. İmam Ali’nin (a.s.) velayetine ve onun Şiilerinin yüce makamına işaret eden bir bölümünü de rivayet etmiştir. Bu hadisin özellikle Hz. Masume (s.a.) tarafından nakledilmiş olması, onun İslami öğretilere dair derin anlayış ve basiretini göstermektedir. İmam Zeynulabidin’in (a.s.) kızı Hz. Fatıma, Hz.İmam Hüseyin’in (a.s.) kızı Fatıma’dan; o da Hz.İmam Ali’nin (a.s.) kızı Ümmü Külsum’dan; o da Allah Resulü’nün (s.a.a.) kızı Hz. Fatıma’dan (s.a.) şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü’nü (s.a.a.) şöyle buyururken işittim: “Ben göğe çıkarıldığım ve cennete girdiğim zaman, birdenbire içi boş, beyaz inciden yapılmış bir köşk gördüm. Bu köşkün üzerinde inci ve yakutlarla süslenmiş bir kapı vardı ve kapının üzerinde de bir perde asılıydı. Başımı kaldırıp baktığımda kapının üzerinde şu sözlerin yazılı olduğunu gördüm: ‘Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın Resulü’dür. Ali insanların velîsi ve yöneticisidir.’ Perdenin üzerinde ise şöyle yazılıydı: ‘Ne mutlu Hz.İmam Ali’nin Şiilerine! Onlar gibi kim olabilir?’ Köşkün içine girdim. Orada içi boş, kırmızı akikten yapılmış başka bir köşk gördüm. Gümüşten bir kapısı vardı ve bu kapı yeşil zebercet taşlarıyla süslenmişti. Kapının üzerinde yine bir perde bulunuyordu. Başımı kaldırdım ve kapının üzerinde şu sözlerin yazılı olduğunu gördüm: ‘Muhammed Allah’ın Resulü’dür. Ali, Mustafa’nın vasisidir.’ Perdenin üzerinde ise şöyle yazılıydı: ‘Hz.İmam Ali’nin Şiilerine, temiz ve helal bir nesilden geldikleri müjdelensin!’ İçeri girdim. Bu kez yeşil zümrütten yapılmış ve güzellikte benzerini görmediğim bir köşk gördüm. Köşkün kırmızı yakuttan bir kapısı vardı ve bu kapı incilerle süslenmişti. Kapının üzerinde de bir perde bulunuyordu. Başımı kaldırdım ve perdenin üzerinde şu sözlerin yazılı olduğunu gördüm: ‘Ali’nin Şiileri kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!’ Bunun üzerine: ‘Dostum Cebrail! Bu köşk kimin?’ diye sordum. Cebrail şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Bu, amcaoğlun ve vasîn Ali b. Ebi Talib’e (a.s.) aittir.
Kıyamet günü bütün insanlar yalınayak ve çıplak olarak mahşere gelirler. Ancak Hz.İmam Ali’nin Şiileri bundan müstesnadır. O gün insanlar annelerinin isimleriyle çağrılırlar; ancak Hz.İmam Ali’nin Şiileri bundan müstesnadır. Onlar babalarının isimleriyle çağrılırlar.’ ‘Ey Cebrail! Bu nasıl olur?’ diye sordum. Şöyle cevap verdi: ‘Çünkü onlar Hz. İmam Ali’yi (a.s.) sevmişlerdir. Dolayısıyla doğumları temiz ve nesilleri helaldir.’” (2) Medeniyet İnşa Eden Hicret Ancak Hz. Masume’nin (s.a.) imameti savunması yalnızca hadis rivayet etmekle sınırlı kalmamıştır. Kardeşi Hz. İmam Rıza’nın (a.s.) zorunlu olarak Merv’e götürülmesinin ardından Hz. Masume (s.a.) de Horasan’a doğru yola çıkmış, ancak yolculuğunun devamında Kum şehrine yönelmiştir. Allah Resulü’nden (s.a.a.) ve Müminlerin Emiri Hz.İmam Ali’den (a.s.) nakledilen bazı rivayetler de Kum şehrinin Ehl-i Beyt’in düşünce ve inanç dünyasındaki derin bağını ve özel konumunu açıkça ortaya koymaktadır. Allah Resulü (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: “Kum halkı benim Şiilerim ve vasim Hz.İmam Ali’nin (a.s.) Şiileridir.” (3) Hz.İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın selamı Kum halkının üzerine olsun ve Allah’ın rahmeti Kum halkının üzerine olsun. Allah onların beldelerini yağmurla sulasın.” (4) Hz.Resulullah’ın (s.a.a.) sahabelerinden Enes b. Malik şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Allah Resulü’nün (s.a.a.) yanında oturuyordum. O sırada Hz.İmam Ali (a.s.) huzura girdi. Allah Resulü (s.a.a.) ona: “Ey Ebu’l-Hasan, yanıma gel!” buyurdu. Ardından onu kucakladı, mübarek iki gözünün arasından öptü ve şöyle buyurdu: “Ey Ali! Yüce Allah senin velayetini göklere sundu. Yedinci gök bunu kabul etmekte diğerlerinden önce davrandı ve Allah onu Beytu’l-Ma‘mur ile süsledi. Ardından dünya seması bunu kabul etmekte öne geçti ve Allah onu yıldızlarla süsledi. Sonra bunu yeryüzüne sundu. Mekke diğerlerinden önce davrandı ve Allah onu Kabe ile süsledi. Ardından Medine öne geçti ve Allah onu benimle süsledi. Sonra Kufe öne geçti ve Allah onu seninle süsledi. Ardından Kum öne geçti ve Allah onu Ehl-i Beyt’in dostlarıyla süsledi ve orada cennetin kapılarından birini açtı.” (5)
Kaynaklar
1. Esna’l-Metalib fi Menakıb Ali b. Ebi Talib, İbnu’l-Cezeri, s. 49; el-Gadîr, c. 1, s. 196; Avalimü’l-Ulum, c. 21, s. 354. 2. Biharu’l-Envar, c. 65, s. 79; el-Müselselat, s. 241. 3. Biharu’l-Envar, c. 57, s. 218. 4. Biharu’l-Envar, c. 57, s. 228. 5. Biharu’l-Envar, c. 57, s. 212.