“Lanet” kelimesi; öfke ve gazap sebebiyle bir kimseyi rahmetten uzaklaştırmak, kovmak ve dışlamak anlamına gelir. Ahirette lanete uğrayan kimseler cezaya çarptırılır; dünyada ise ilahi rahmetten ve ilahi tevfikten mahrum bırakılırlar. Şia hadis kaynaklarında, Ehl-i Beyt’in (a.s.) düşmanlarına lanet ve beddua etmenin sevabına dair çok sayıda rivayet bulunmaktadır. İslam tarihinde de Hz. Fatıma (s.a.), Emirü’l-Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s.) karşısında yer alan ve hilafeti gasp eden kimselere karşı tavır almış; bu karşıtlık nihayetinde onları lanetlemesine kadar varmıştır. Hz.İmam Seccad’ın (a.s.) Ehl-i Beyt Düşmanlarına Laneti Allame Seyyid Ali Taki Feyzülislam, Hz. İmam Seccad’ın (a.s.) “Allah’ım! Onların önceki ve sonraki düşmanlarına lanet et.” şeklindeki duasını tercüme ve şerh ederken şöyle yazmaktadır: «“Allah’ım! Onların önceki ve sonraki düşmanlarını (kıyamet gününe kadar) ve onların yaptıklarını benimseyip onlardan razı olanları, dostlarını ve takipçilerini de lanetle; onları rahmetinden uzaklaştır, azap ve cezaya uğrat.”» Hz.İmam Seccad’ın (a.s.) Kurban Bayramı günü yaptığı duada, Allah’ın halifeleri ve seçkin kullarının düşmanlarına lanet etmesi; bu davranışın meşru ve caiz olduğuna açık bir işarettir. Hatta bunun müstehap olduğuna ve lanet eden kimse için sevap bulunduğuna da delalet etmektedir. Zira lanet etmek hoş karşılanmayan veya gayrimeşru bir davranış olsaydı, İmam (a.s.) böyle önemli ve mukaddes bir günde bunu açıkça ifade etmezdi. Hz.İmam Seccad (a.s.) bunu Allah Teala’ya yaklaşmak için yapılan dualardan biri olarak da zikretmezdi. Biz İmamiyye, yani On İki İmam Şiası’nın yöntemi de bu doğrultudadır. Bazen laneti hak eden bir kimseye lanet etmek ibadet hükmünü dahi alabilir. Nitekim layık kimselere salât ve selam göndermek nasıl sevap kazandırıyorsa, lanet de doğru yere yöneltildiğinde ve Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle yapıldığında sevap kazandırır. Kur’an-ı Kerim de çeşitli ayetlerde Allah’ın lanetinden söz etmiş ve bazı durumlarda lanet etmeyi bildirmiştir. Bu da konunun meşruiyetine işaret etmektedir: «“İşte onlara Allah lanet eder ve lanet ediciler de onlara lanet eder.” “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, onu insanlara Kitap’ta açıklamamızdan sonra gizleyenlere gelince; işte onlara Allah lanet eder ve lanet ediciler de onlara lanet eder.” [1]» Bir başka ayette ise şöyle buyurulmaktadır: «“İşte onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetidir.” “Şüphesiz inkar eden ve kafir olarak ölen kimseler var ya, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.” [2]» Hakkı gizleyen kimseler Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılır; Allah’ın, meleklerin ve insanların lanetine uğrarlar. Allah onları kendi lütfundan mahrum bırakır ve yaptıklarının karşılığını verir. Diğer insanlar da onları lanetler. İşte bunlar, Allah’ın ve bütün mahlûkatının gazap ve lanetine uğrayan kimselerdir. Dolayısıyla “ve lanet edenler de onlara lanet eder” ve “meleklerin ve bütün insanların laneti” ifadeleri, Allah tarafından lanetlenmiş kimselere meleklerin ve insanların lanet etmesine yönelik bir işaret ve izin olarak anlaşılmıştır. Hz. Peygamber’den (s.a.a.) de bazı günahkar kimseleri lanetlediğine dair rivayetler nakledilmiştir. Örneğin şöyle buyurduğu aktarılmıştır: «“Anne ve babasına lanet edene Allah lanet etsin.”» Yine şöyle buyurmuştur: «“Faiz yiyene Allah lanet etsin.”» Bazı durumlarda lanet etmek vacip hale gelebilir ve imanın bir parçası sayılabilir. Bu, lanet eden kimsenin maksadının o kişiden ve onun yolundan teberri etmek, yani uzak olduğunu ortaya koymak olduğu durumdur. Çünkü Allah Teala, dostlarını sevmeyi nasıl emretmişse, düşmanlarından nefret etmeyi ve onlardan uzak durmayı da emretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: «“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğu, Allah’a ve Resulü’ne karşı gelenlerle dostluk ederken bulamazsın; isterse onlar, bunların babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları olsun.” [3]»
Ehl-i Beyt Ziyaretlerinde Düşmanlara Lanet İmam Ali en-Naki (a.s.), Emirü’l-Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s.) Ziyaret-i Ğadiriyyesinde şöyle buyurmaktadır: «“Allah’ım! Peygamberlerini ve peygamberlerinin vasilerini öldürenlere bütün lanetlerinle lanet et. Onları ateşinin yakıcı sıcaklığına mahkum et. Velinin hakkını gasp eden, onun ahdini inkar eden ve dinini onun velâyetini kabul ederek tamamladığın gün, kesin bilgiye ve velâyetine ikrar ettikten sonra onu inkâr eden kimseye lanet et. Allah’ım! Emirü’l-Müminin’in katillerine, ona zulmedenlere, onların taraftarlarına ve yardımcılarına lanet et. Allah’ım! Hüseyin’e zulmedenlere, onu öldürenlere, onun düşmanına tabi olanlara, düşmanlarına yardım edenlere, onun öldürülmesine razı olanlara ve onu yalnız bırakanlara şiddetli bir lanet et. Allah’ım! Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine zulmeden ilk zalime ve onların haklarını engelleyen kimseye lanet et. Allah’ım! Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin hakkını gasp eden ilk zalimi özel olarak lanetle ve kıyamet gününe kadar onun ortaya koyduğu yolu sürdüren herkese de lanet et. Allah’ım! Peygamberlerin sonuncusu Muhammed’e, vasîlerin efendisi Ali’ye ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine salat eyle. Bizi onlara sımsıkı sarılanlardan ve onların velayeti sayesinde kurtuluşa eren, güven içinde olan kimselerden eyle. Öyle kimseler ki onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” [5]» Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Lanetlediği Kimseler Hz.İmam Cafer es-Sadık (a.s.), Yunus b. Ya‘kub’a şöyle buyurmuştur: «“Dedem Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: ‘Benden sonra kızı Fatıma’ya zulmeden, onun hakkını gasp eden ve onu şehit eden kimse melundur, melundur!’ Sonra şöyle buyurdu: ‘Ey Fatıma! Yüce Allah katında senin için övülmüş bir makam vardır. Sen, seni sevenlere ve Şialarına şefaat edeceksin ve şefaatin kabul edilecektir. Ey Fatıma! Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler ve O’nun mukarreb meleklerinin tamamı, sana düşmanlık eden ve hakkını gasp eden kimselere şefaat etseler bile Allah onları ateşten çıkarmayacaktır.’” [6]» Ömer ve Ebu Bekir’in Hz. Zehra’yı Ziyaret Etmesi ve Hz. Zehra’nın Gazabı Ebu Bekir ve Ömer’in, Hz.Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin evine yönelik saldırıdan ve Hz. Fatıma’nın (s.a.) çeşitli şekillerde yaralanmasından sonra, Hz. Zehra’nın (s.a.) hastalığının ağırlaştığını ve şehadetinin yaklaştığını öğrenmeleri üzerine onu ziyaret ettikleri aktarılmıştır. Ancak Hz. Fatıma (s.a.), bu ziyaretin görünüşte bir özür ve gönül alma girişimi olduğunu ve vahiy evine yapılan saldırının oluşturduğu sorumluluğu ortadan kaldırma amacı taşıdığını düşünerek tepkisini açıkça ortaya koymuş ve Ebu Bekir’e şöyle demiştir: «“Allah’a yemin ederim ki kıldığım her namazda sana lanet ve beddua edeceğim.” [7]» Hz. Fâtıma’nın (s.a.) Ebu Bekir ile Tartışması Fedek’in gasbı konusunda Hz. Fatıma (s.a.) tarafından Fedek’e ilişkin deliller ortaya konulduktan ve Hz.Resulullah’ın (s.a.a.) yazılı belgesinin Ömer b. Hattâb tarafından yırtıldığı aktarıldıktan sonra Hz. Fatıma (s.a.) Ebu Bekir’e şöyle buyurdu: «“Resulullah’ın (s.a.a.) hayatı boyunca Fedek benim tasarrufum altında değil miydi? Ürününden ben yararlanmıyor muydum?” Ebu Bekir: “Evet.” dedi. Hz. Fatıma (s.a.): “Öyleyse neden benim elimde bulunan bir şey hakkında benden şahit istiyorsun?” Ebu Bekir: “Çünkü bu, Müslümanların ganimetidir. Delil getirmezsen bunu onaylamayacağım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Fatıma (s.a.), herkesin duyacağı şekilde şöyle buyurdu: “Siz Resylullah’ın (s.a.a.) emrini reddetmek ve bize diğer Müslümanlara uygulamadığınız bir hükmü uygulamak mı istiyorsunuz? Ey orada bulunanlar! İşledikleri şey hakkında siz de işitin. Ey Ebu Bekir ve Ömer! Eğer Müslümanların ellerinde ve tasarruflarında bulunan malları kendime ait olduğunu iddia etsem benden delil mi isteyeceksiniz, yoksa Müslümanlardan mı?” Ömer öfkeyle:
155; eş-Şia mine’t-Telf, s. 21–22; Hakku’l-Yakin, s. 294–297. [8] Kitabu Süleym, c. 2, s. 677–678; Biharu’l-Envar, c. 30, s. 305–306; Avalimu’l-Ulum, c. 11, s. 884–885; Gayetu’l-Meram, c. 5, s. 351. [9] Biharu’l-Envar, c. 23, s. 106. [10] Ahzab Suresi, 57. ayet. [11] Tefsiru’l-Kummi, c. 2, s. 196; Biharu’l-Envar, c. 17, s. 27.
“Bu, Müslümanların ganimetidir ve onların toprağıdır; Hz.Fatıma’nın elindedir ve ürününden yararlanmaktadır. Eğer iddiasına, Hz.Resulullah’ın Müslümanların malı ve hakkı olan Fedek’i Fâtıma’ya bağışladığına dair bir delil getirirse, o zaman bu konuda görüşümüzü bildiririz.” dedi. Bunun üzerine Hz. Fatıma (s.a.) şöyle buyurdu: “Bu kadarı benim için yeterlidir. Ey insanlar! Sizi Allah adına yemin verdiriyorum: Resulullah’tan (s.a.a.), ‘Kızım cennet ehlinin kadınlarının efendisidir’ sözünü işittiniz mi?” Oradakiler: “Evet, Allah’a yemin ederiz ki bunu Resûlullah’tan işittik.” dediler. Hz. Fatıma (s.a.) şöyle buyurdu: “Öyleyse cennet ehli kadınlarının efendisi yalan bir iddiada bulunur ve sahibi olmadığı bir şey üzerinde tasarrufta bulunur mu? Peki, dört kişi benim aleyhime çirkin bir fiil işlediğime dair şahitlik etse veya iki kişi beni hırsızlıkla suçlasa, onların sözünü kabul eder misiniz?” Bu noktada Ebu Bekir sustu. Ancak Ömer: “Evet, kabul eder ve had cezasını uygularız.” dedi. Hz. Fatıma (s.a.) şöyle buyurdu: “Yalan söyledin ve alçaklığını ortaya koydun. Ancak cennet ehli kadınlarının efendisi aleyhine yapılan bir şahitliği kabul eden veya ona had uygulayan kimsenin Hz.Muhammed’in (s.a.a.) dini üzere olmadığını kabul edersen başka. Böyle bir kimse melundur ve Allah’ın Muhammed’e indirdiğini inkâr etmiş olur. Çünkü Allah’ın her türlü kötülük ve pisliği kendilerinden giderip tertemiz kıldığı kimseler aleyhine şahitlik yapmak caiz değildir; zira onlar her türlü kötülük ve çirkinlikten temizlenmiştir…” [8]» Ehl-i Beyt’e Sevgi ve Düşmanlığın Ölçüsü Hz.Resulullah’ın (s.a.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «“Ben ilmin terazisiyim; Ali onun iki kefesidir. Hasan ve Hüseyin onun ipleridir. Fatıma ise onun kulpu ve bağlantısıdır. Benden sonra gelecek imamlar da bu terazi aracılığıyla sevenlerin sevgisini ve nefret edenlerin buğzunu ölçerler. Ehl-i Beyt’in düşmanları üzerine Allah’ın ve lanet edilenlerin laneti olsun.” [9]» Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt Düşmanlarına Lanet Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: «“Şüphesiz Allah’ı ve Resulü’nü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.” [10]» Allame Ali b. İbrahim el-Kummi, bu ayetin tefsirinde şöyle açıklamaktadır: «“Bu ayet, Emirü’l-Müminin’in (a.s.) ve Fatıma’nın (s.a.) hakkını gasp edenler ve Zehra’yı incitenler hakkında nazil olmuştur. Nitekim Hz.Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: ‘Kim benim hayatımda Fatıma’yı incitirse, beni vefatımdan sonra incitmiş gibidir. Kim Fatıma’yı benim vefatımdan sonra incitirse, beni hayatımda incitmiş gibidir. Kim onu incitirse beni incitmiş olur; kim beni incitirse Allah’ı incitmiş olur.’” [11]» Bu hadis, şu ayetin anlamını açıklamaktadır: «“Şüphesiz Allah’ı ve Resulü’nü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.”» Bu ayette, mümin erkek ve kadınları —yani Emirü’l-Müminin Ali’yi (a.s.) ve Hz. Fatıma’yı (s.a.) işlemedikleri bir günahla suçlayarak inciten kimselerin, iftira ve yalan isnadı gibi büyük bir günahı üzerlerine aldıkları bildirilmektedir. Bu hadis, Allah’ın bütün kulları için geçerli bir ilkeyi ortaya koymaktadır.
Kaynaklar
[1] Bakara Suresi, 159. ayet. [2] Bakara Suresi, 161. ayet. [3] Mücâdele Suresi, 22. ayet. [4] Tercüme ve Şerh-i Sahife-i Kamile-i Seccadiyye, s. 365–366 (48. duadan bir bölüm). [5] Bakara Suresi, 38. ayet; Mezar (Şehid-i Evvel), s. 88; Bihârü’l-Envâr, c. 97, s. 368; Mefâtîhu’l-Cinân. [6] Kenzü’l-Fevâid (Kerecî), c. 1, s. 150; ed-Dürrü’n-Nazîm (Meşgarî Âmilî), s. 458; el-ʿAdedü’l-Kaviyye, s. 225; Bihârü’l-Envâr, c. 29, s. 346; c. 73, s. 355; Avalimu’l-Ulum, c. 11, s. 708; Camiu Ehadasi’ş-Şia, c. 22, s. 542; Ravzatu’l-Cennat, c. 6, s. 182. [7] el-İmame ve’s-Siyase, c. 1, s. 19–20 (ez-Zeyni tahkiki); c. 1, s. 28–29 (eş-Şiri tahkiki); Teşyidu’l-Metain, c. 16, s. 256–260; Biharu’l-Envar, c. 28, s. 351; İfhâmu’l-Aʿda ve’l-Husum, s. 87’den itibaren; Aʿyanu’ş-Şia, c. 1, s. 318; Misbahu’l-Hidaye, s. 219; Fedailu’l-Hamse mine’s-Sıhahi’s-Sitte, c. 3, s.