Ali bin Ebu Talip’in (as) Zühdü ve Sade Yaşamı
Tarihçiler ve râviler, Ali bin Ebu Talip’in (as) zühdü ve takvasına dair; yaşam tarzında, yeme-içmesinde ve giyiminde sergilediği güzel ve hayranlık uyandırıcı pek çok örneği nakletmişlerdir. Bu yazıda ise bunların yalnızca çok küçük bir kısmına değinilecektir.
Ali bin Ebu Talip (as) yalnızca uçsuz bucaksız bir zühd ve takva denizi değil, aynı zamanda bu alanda eşsiz ve benzersiz bir şahsiyetti.
Dünya Lezzetlerinden Yüz Çevirmesi; Ali ibn Abi Talib’in Sade Giyiminin Sebebi
Ali bin Ebu Talip (as), elbisesinin temiz ve pak olmasına dikkat ettiği kadar, kumaşının cinsine önem vermezdi. En kaba ve sert giysileri giyer, üzerinde olandan başka bir elbiseye sahip olmazdı.
Bütün bunlar, onun dünya lezzetlerinden yüz çevirmesi, zühd ve takvası ve aynı zamanda fakirlerle dayanışma içinde olmasından kaynaklanıyordu. Bu konuda birçok rivayet nakledilmiştir. Örneğin:
İnsanların arasına yamalı bir gömlekle çıkardı. Bu durumu kınayanlara şöyle buyururdu:
“Bu elbiseler kalbi tevazu ve huşû hâline getirir. Mümin bir kimse beni bu hâlde gördüğünde, benim yolumu ve yaşayışımı örnek alır.” (1)
Ebu İshaq el-Sabi’i şöyle rivayet eder:
“Babamın omzundaydım. Emirü’l-Müminîn hutbe okuyordu ve elbisesinin koluyla kendini yelpazeliyordu. Babama, ‘Emirü’l-Müminîn’e sıcak mı geldi?’ dedim. Babam, ‘Ne sıcak ne soğuk; elbisesini yıkamış, ıslak olduğu için kurusun diye sallıyor. Başka elbisesi yok,’ dedi.” (2)
Ali ibn Eqmer şöyle anlatır:
“Emirü’l-Müminîn’i çarşıda kılıcını satarken gördüm. ‘Bu kılıcı benden kim alır?’ diyordu. ‘Taneği yerden bitirene yemin ederim ki, bu kılıçla birçok kez belaları Resûlullah’tan uzaklaştırdım. Eğer başka bir elbisem olsaydı, onu satmazdım.’” (3)
Zâhidâne Sofrası: Dünyayı Boşamış Birinin Yemeği Nasıldı?
Ali ibn Ebi Talib çeşitli ve renkli yemeklerden sakınır, çoğunlukla ekmek ve tuzla yetinirdi. Nadiren buna süt veya sirke eklerdi.
Hz. Muhammed (saa) döneminde, “şiddetli açlıktan karnına taş bağladığı” rivayet edilir.
Eti az yer ve şöyle buyururdu:
“Karınlarınızı hayvan mezarlığı yapmayın.” (4)
Yine şöyle derdi:
“Karnına ateş dolduran kimse, Allah’ın rahmetinden uzaklaşır.” (5)
Suveyd ibn Ğefleh onun zühdünü şöyle anlatır:
“Ali b. Ebî Tâlib’in yanına girdim. Elinde, ekşiliğinden kokusu bana kadar gelen bir kâse ekşimiş süt vardı. Diğer elinde ise üzerinde arpa kabukları görünen bir parça ekmek bulunuyordu. Ekmeği eliyle parçalıyor, yorulduğunda dizine vurarak kırıyor ve süte katıyordu.
Bana, ‘Yaklaş ve bizimle ye,’ dedi. ‘Oruçluyum,’ dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
‘Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: Kim sevdiği bir yemeği sırf orucu sebebiyle terk ederse, Allah ona cennet nimetlerinden yedirir ve cennet içeceklerinden içirir.’
Yanında duran cariyesine döndüm ve, ‘Yazık sana ey Fedde! Allah’tan korkmaz mısın? Neden onun yemeğini ayırmadın?’ dedim. Fedde, ‘O bize yemeğini ayırmamamızı emretti,’ dedi.
Bunun üzerine Emirü’l-Müminîn bana, ‘Ona ne söyledin?’ diye sordu. Anlattım ve şöyle dedim:
‘Anam babam; yemeği ayıklanmamış, üç gün üst üste buğday ekmeğiyle doymamış ve nihayet Allah ruhunu alıncaya kadar böyle yaşamış kimseye feda olsun!’”
Gerçekten de Ali bin Ebu Talip (as) kaçınılmaz kaderi olan şehadet anına kadar lezzetli yemeklere yönelmedi. Hayatının son günü olan Ramazan ayında iftarını ekmek ve tuzla açtı ve kızı Ummu Gülsüm’ün getirdiği süt kâsesini geri götürülmesini emretti.
O sırada yetimleri çağırıp onlara bal ikram etti; öyle ki, bazı sahabiler, “Keşke biz de yetim olsaydık,” demişlerdi. (6)
Ali ibn Ebi Talib dünyayı “boşamış” biriydi. İslâm topraklarının —Şam bölgesi hariç— dört bir yanından kendisine cizye olarak büyük mallar getirildiği hâlde, bunların tamamını ihtiyaç sahipleri ve fakirler arasında dağıtırdı. (7)
Dipnotlar
(1) Metâlibü’s-Suûl fî Menâkıbi Âli’r-Resûl, s. 184.
(2) el-Gârât, c. 1, s. 99.
(3) Zehâirü’l-Ukbâ, s. 18.
(4) Yenâbiu’l-Mevedde, c. 1, s. 452.
(5) Bihârü’l-Envâr, c. 16, s. 227.
(6) Keşfü’l-Gumme, s. 24.
(7) Şerhu Nehci’l-Belâğa, c. 1, s. 26.