Mukaddes avlu ve harem raporları serimizin bu bölümünde Mescid-i Hadra ele alınacaktır. Bu rapor; Necef-i Eşref’in en eski mescidi hangisidir, bu mescit neden “Mescid-i Hadra” olarak adlandırılmıştır gibi sorulara cevap vererek size önemli detaylar sunmayı hedeflemektedir.
Mescid-i Hadra, Müminlerin Emiri’nin (a.s) kutsal avlusuna bitişik olan ve “Haydarî Avlusu”nun bir parçası sayılan çok önemli bir tarihi eserdir. Mukaddes avlunun tarihi eserler rehberinde mescit hakkında açıkça şöyle denmektedir: “Bu mescit, kutsal avlu duvarının doğu tarafında, Saat Kapısı’ndan (Babü’s-Saat) girildiğinde sağ tarafta yer alır. Kadim mescitlerden biri kabul edilir. İsimlendirilme sebebi hakkında görüşler muhteliftir ve banisi (inşa eden kişi) kesin olarak bilinmemektedir.”
Bu mescidinin iki kapısı vardır: Biri avlunun dışına açılır, diğeri ise kutsal avlunun içine, kuzeydoğu duvarındaki ikinci eyvanın yakınına açılmaktadır.
İsimlendirme Sebebi ve Mescidin Geçmişi
İsimlendirme konusunda bir görüş şudur: Bu ismin aslı “Mescid-i Hazra” (Huzur Camii) idi; çünkü mescit bizzat Müminlerin Emiri’nin (a.s) huzuruna (kutsal avlusuna) bitişiktir ve günümüzde Alevî Türbesi’nin tarihi eserlerinden biridir. Ancak daha sonra isim “Mescid-i Hadra”ya dönüşmüştür. Yani asıl adı “Mescid-i Hazra” iken halk dilinde “Hadra” olarak değişmiştir.
Bir diğer rivayete göre; bu mescitte yeşillikler (bitkiler) vardı ve bu yüzden bu isimle tanındı. Hatta bu yeşilliğin, mescide bitişik avluda Hintli bir derviş tarafından dikildiği söylenir.
Başka bir görüş ise; bu mescidinin, İmran bin Şahin el-Hafâcî’nin kız kardeşi olan “Hadra bint Şahin” tarafından inşa edildiği yönündedir. Ancak bu görüş pek itibar görmemektedir.
İsimlendirme sebebi gibi inşa tarihi de kesin olarak bilinmemektedir. Kimin tarafından ve tam olarak ne zaman yapıldığı meçhuldür. Ancak Emad Abdüsselam Rauf’un tahkik ettiği “Matrakçıizade’nin Çizimleriyle Irak” kitabında belirtildiğine göre; Matrakçıizade (Nasuh Efendi), Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte H. 941 / M. 1534 yılında Irak’a gelmiştir. Matrakçıizade Irak’a girdiğinde kutsal mekanları resmetmiştir.
Necef’e ulaştığında şehrin eski dokusunu ve Müminlerin Emiri’nin (a.s) mukaddes türbesini de çizmiştir. Bu çizim, mevcut Safevi yapısından önceki İlhanlı yapısını yansıtmaktadır. Bu kitaptaki önemli çizimlerden biri de Matrakçıizade’nin bazı eski eserleri resmetmesidir. Bu resmedilen eserler arasında, haremin kuzey duvarının karşısında yer alan İmran bin Şahin Revakı da bulunmaktadır. Sanatçı burada Mescid-i Hadra’yı da çizmiştir. Buradan hareketle mescidinin, İlhanlılar dönemindeki harem inşasından beri var olduğu sonucuna varılabilir.

Şeyh Cafer Mahbube şöyle der: “Burâkî, bu mescidi ‘er-Rüya’ kitabının müellifi Ali bin Muzaffer Neccar’a nispet etmiştir.” Rivayete göre; Ali bin Muzaffer’in elinden zorla ve gasp yoluyla alınmış bir toprak hissesi vardı. Bunun üzerine Hz. Ali’yi ziyaret eder, Hazret’e şikayette bulunur ve eğer hakkı geri verilirse kendi malından bir mescit inşa edeceğine dair adak adar. Hakkı geri iade edilir ancak adağını yerine getirmez. Ardından rüyasında Müminlerin Emiri’ni görür; Hazret ona, “Ey Ali! Kişi adağını yerine getirir” buyurur. Bunun üzerine o zat, Hz. Ali’ye olan aşkıyla mescidin inşasına başlar. Fakat Seyyid Hırsan, bu rüya ve keramet anlatısının doğrudan Mescid-i Hadra’nın inşası anlamına gelmediğini belirtir.
Dr. Emad Abdüsselam Rauf, mescidi ve avlu kapılarını tarif ederken şöyle der: “Harem avlusunun dışından bu kapılara doğru sağ tarafta, zeminden yüksek bir sekide yer alan bir mescit vardır. Bu mescit altıgen yapıdadır; binanın üst kısımlarında ve etrafında tuğla renginde süsleme kuşakları, onun üzerinde de yeşil renkli başka bir süsleme kuşağı bulunur. Tavanın ortasında yüksek bir kasnak üzerinde yarım küre şeklinde bir kubbe oturur. Bu kubbenin rengi laciverttir ve dairelerle bezenmiştir. Kubbenin sağ tarafında gövdesi yeşil olan, yeşil ve kahverengi renklerle süslenmiş bir minare yer alır. Ayrıca açık alanda, üzerinde küçük yeşil bir kubbe bulunan bir şadırvan/havuz mevcuttur.”

Mescidin Yenilenmesi ve Restorasyonu
Dört asır önce, H. 1023 yılında mukaddes haremin bugünkü Safevi yapısının inşasına başlandığında, mevcut mühendislik ve genişletme planı gereği eski yapı tamamen kaldırıldı.
Ardından mescit yeni haliyle tesis edildi ve bu yeni yapı, Irak’taki krallık dönemine kadar bu şekilde kaldı. Bu dönemde, H. 1352 / M. 1932 yılında Kral Gazi bin Faysal devrinde, Hacı Muhsin Şellaş’ın gözetiminde mescit restore edildi. Yine aynı dönemde, 1949 yılında eski Necef’in ana caddeleri (Sahnı çevreleyen cadde dahil) açılırken mescidin üçte biri yol çalışması nedeniyle yok oldu.
Bu sebeple bir süre sonra, büyük taklit mercii Ayetullah Seyyid Ebu’l-Kasım el-Hoî, H. 1385 yılında mescidin tamamını yıktırarak bugünkü mevcut formunda yeniden inşa ettirdi. Bu restorasyon aşamasına Allame Şeyh Ahmed Ensari nezaret etti. Bu yenilemenin tarihi, Seyyid Musa Bahrululûm tarafından şu beyitlerle kaydedilmiştir:
“Namaz için kutsanmaya en layık olanı, mukaddes Gureyeyn’in (Necef’in) evidir… Yenilendiği sabahın tarihini düştüm: Ne kutlu ve en mukaddes mescit!”
Bu mescit, Seyyid Ebu’l-Kasım el-Hoî tarafından havza derslerinin verildiği ve cemaatle namaz kılındığı bir merkez olarak kullanıldı. İslam dünyasının pek çok farklı milletinden yüzlerce müçtehit, din alimi ve büyük fakih bu mescitte yetişti.
Ayetullah Hoî’nin vefatından sonra mescit; Ayetullah Seyyid Nasrullah Müstanbıt’ın, ardından da büyük merci Ayetullah Seyyid Ali Hüseyni Sistani’nin ders verdiği ve cemaatle namaz kıldırdığı mekan haline geldi. Ayetullah Hoî H. 1413 / M. 1992 yılında vefat ettiğinde, naaşı kutsal avlunun kuzeydoğu köşesindeki, doğrudan Mescid-i Hadra’ya bitişik olan üçüncü odaya defnedildi. Muhammed Hüseyin Sağîr, bir kasidesinde defnedildiği bu yılı tarihe not düşmüştür.

Şaban İntifadası olayları ve Ayetullah Hoî’nin vefatının ardından mescit, Baas rejimi tarafından “tadilat” bahanesiyle kapatıldı. Aslında ortada bir tadilat yoktu; amaç cemaat namazlarını ve havza derslerini engellemekti. Mescit, Baas rejimi çökene kadar kapalı kaldı.
Rejimin düşmesinden sonra Ayetullah Sistani, Mescid-i Hadra’ya büyük teveccüh gösterdi; zira bu mescit hocası Ayetullah Hoî’nin bir mirasıydı. H. 1427 / M. 2006 yılında restorasyonu tamamlanarak yeniden açıldı ve Seyyid Hasan Mar’aşî imamlığında cemaat namazları başladı. Ayetullah Sistani’nin özel himayesiyle 2014 yılında başlayan ek onarım çalışmaları 2 yıl sürdü ve 2016’da tamamlandı. Bu aşamada mescit avlusu namaz kılanlar için yaklaşık 300 metrekare genişletildi; yerler ve duvarlar mermerle kaplandı.
Mescidin Kapıları ve İç Yapısı
Mescid-i Hadra’nın iki kapısı vardır: İç kapı mukaddes avluya (Sahn) açılır; doğu eyvanlarının üçüncüsünde, Müslim bin Akil kapısı tarafında ve Ayetullah Hoî’nin mezarının yanındadır. Bu giriş, bir yandan Ayetullah Hoî’nin mezarına, diğer yandan mescide çıkan küçük bir koridora açılır. Diğer kapı ise dış tarafa, mukaddes avlunun tuğla duvarına bakmaktadır.
Mescidin mihrabı Kuran ayetleri ve İslami sanatlarla süslüdür. Mihrabın bir tarafında şu cümle yazılıdır: “Mescid-i Camii Hadra’nın restorasyonu, Ayetullah Seyyid Ebu’l-Kasım Musavi el-Hoî’nin (k.s) emirleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir.” Mihrabın diğer tarafında ise: “Şehit Huccetülislam Şeyh Ahmed Ensari, H. 1385 yılında bu caminin restorasyonu için harekete geçmiştir” yazmaktadır.
Namaz kılınan salonda, mezara bakan iki pencere arasında, Kerbela usulü minai çiniler üzerine Muhammed Hüseyin Sağîr’in yazdığı ve Ayetullah Hoî’nin vefat tarihini içeren şiir beyitleri yer alır. Duvar levhasında ise şu ibare yer alır: “Şia dünyasının büyük mercii, fakih ve müçtehitlerin üstadı, mağfur İmam Seyyid Ebu’l-Kasım Musavi el-Hoî (k.s) 1317 H – 1413 H.”
Cemaat namazının yanı sıra bu mescit, büyük alimlerin ilim talebelerine ders vermek için en çok tercih ettiği mekandı. Seyyid Abdülmuttalib el-Hırsan, “Mesaicid ve Meâlim fî er-Ravzati’l-Haydariyye” adlı kitabında şöyle yazar: “İmam Hoî cemaat namazlarını bizzat bu mescitte kıldırır, burayı fıkıh ve usul derslerinin merkezi yapardı. Sağlığı bozulup ders veremeyecek duruma gelince, damadı Ayetullah Seyyid Nasrullah Müstanbıt onun yerini aldı. Onun vefatından sonra ise Ayetullah Seyyid Ali Sistani, İmam Hoî’nin (k.s) ders ve imamlık kürsüsüne geçti. Bu durum, dönemin Vakıflar Örgütü tadilat bahanesiyle mescidi kapatana kadar yıllarca sürdü. Nihayet Ayetullah Sistani’nin emriyle 1 Cemaziyelahir 1427 (29 Mayıs 2006) tarihinde yeniden açıldı. Akşam ve yatsı namazları Allame Seyyid Hasan Mar’aşî imamlığında cemaatle kılınmaya başlandı.”

Mescid-i Hadra Hatıraları
Abdulhadi İbrahimi, mescit hakkındaki şahsi hatıralarını şöyle anlatır:
“1964 yılında Necef-i Eşref’te doğdum. Buluğ çağına geldiğimde Ayetullah Hoî ‘en a’lem’ (en bilgili) müçtehit idi ve ben onun arkasında namaz kılmaya büyük önem verirdim. O dönemde bu mescit Necef’in en meşhur mescidiydi; insanlar akın akın gelirdi. Özellikle Ramazan aylarında namaz sonrası okunan duaların manevi havası bambaşkaydı. Ayetullah Hoî, ömrünün son günlerinde, yaşlılığına rağmen cemaat namazına bizzat gelmeye çok dikkat ederdi.
Hatırlıyorum; namazdan sonra Ayetullah Hoî cemaati karşılar, selamlarını alır, büyük-küçük herkese karşı çok mütevazı davranır ve fıkhi soruları cevaplardı. Namaz sonrası (yürürken) iki kişiye yaslanırdı. Bizler, mescitten çıktıktan sonra bile onun etrafında olmaya, ona refakat etmeye çalışırdık. Çünkü hadis-i şerifte dendiği gibi, alimin yüzüne bakmak ibadettir.
Namaz yerinden dışarı çıktığında, kimsenin ayakkabılarını (giivelerini) giydirmesine izin vermezdi. Ellerindeki titremeye rağmen ayakkabılarını bizzat kendisi giymeye çalışırdı.”
Kaynaklar (Metin İçindeki Referanslar):
-
Alevi Türbesi Tarihi Eserler Rehberi (Resmi Tanıtım Metinleri).
-
Mazi en-Necef ve Haziruha – Şeyh Cafer Mahbube.
-
el-Irak Kema Resemehu el-Matrakçıizade – Tahkik: Emad Abdüsselam Rauf.
-
Mesaicid ve Meâlim fî er-Ravzati’l-Haydariyye – Seyyid Abdülmuttalib el-Hırsan.
-
Şiir ve Tarih Kayıtları – Seyyid Musa Bahrululûm ve Muhammed Hüseyin Sağîr (Kasideler).
-
Sözlü Tarih ve Şahitlikler – Abdulhadi İbrahimi (Kutsal Avlu Yönetim Kurulu Üyesi).