1853 yılında Necef-i Eşref’i ziyaret eden İngiliz seyyah Loftus, notlarında şu ifadelere yer vermiştir:
“Türbenin sütunları üzerinde üç minare (göldeste) yükseliyordu; bunların öndeki ikisi altın kaplama tuğlalarla örtülmüştü. Bu minarelerin her birinin altın kaplama maliyeti 1 tümen olup, bu da o dönemin parasıyla 2 pounda tekabül ediyordu. Minareler, bu görkemli kubbe ile birlikte tasviri imkânsız bir manzara oluşturmaktaydı. Altın kaplamalı devasa kubbe, güneş ışığı altında öyle parlıyordu ki, uzaktaki bir gözlemci için çölün ortasında yükselen bir altın tepesi gibi görünmekteydi.”
Mimari Detaylar ve Tezyinat
Minarelerin mimari yapısı, estetik ve fonksiyonelliğin kusursuz bir uyumunu sergiler:
- Mukarnaslar ve Şerefe: Altın kaplamalı, kabartmalı ve kademeli mukarnas şeritlerinin üzerinde, son derece uyumlu ve zarif bir yapı arz eden müezzin balkonu (şerefe) yer alır.
- Şerefe Yapısı: Müezzin balkonu, her yöne açılan 12 adet pencereye sahiptir.
- Üst Gövde: Şerefenin üzerinde, çapı 1 metreyi, yüksekliği ise 4 metreyi aşan ince silindirik bir gövde yükselir.
- Alem ve Zirve: Bu silindirik gövde, üzerinde kabartmalar bulunan altın bir kubbe ile sonlanır. Bu küçük kubbenin üzerinde ise altın kaplamalı iki küre (top) ve en tepede Allah’ın yüce adını (Lafzatullah) taşıyan bir sütun (alem) yer alır.
Her bir minare, kaidesinden en uç noktasına kadar tamamen saf altınla kaplanmış parçalarla örtülüdür.

Minarelerin mermer kaplı kaidelerinin hemen üzerinde altın kaplama süreci, üzerinde tarihsel kayıtların (ebced hesabı ile düşülen tarihlerin) yer aldığı bir şeritle başlar. Kuzey taraftaki, Allâme Hillî’nin kabrinin yakınında bulunan minarede, tarihleme Farsça beyitlerle yapılmıştır. Bu beyitlerde hattatın adı “Muhammed Cafer” olarak, altın kaplamanın tamamlandığı yıl ise Hicri 1156 olarak belirtilmiştir. Güney taraftaki, Mukaddes Erdebîlî’nin kabrine komşu olan minarede ise Ali bin Ebi’l-Maalî Tabatabaî’ye ait beyitler yer almakta ve yine minarelerin tamamlanma yılı olan Hicri 1156 tarihine atıfta bulunulmaktadır.
Suad Mahir, “Meşhed-i Necef” adlı kitabında şu ifadelere yer verir:
“İki minarenin tam olarak yapım tarihi kesin bir şekilde saptanmamış olsa da, mimari üslupları hiç kuşkusuz Safevi dönemine aittir. Bu da gösteriyor ki, bu yapılar Şah Abbas Safevi döneminde inşa edilmiştir; zira her iki minare de türbenin ana mimari dokusuyla tam bir uyum içerisindedir.”
Nadir Şah Avşar’ın gerçekleştirdiği kapsamlı restorasyon ve yenileme çalışmaları ise Hicri 1155 yılına dayanmaktadır. Nadir Şah, iki minareyi ve büyük eyvanı kaplayan çinilerin sökülmesini, yerlerine saf altınla kaplanmış bakır levhaların yerleştirilmesini emretmiştir. Bu büyük proje için dönemin en yetkin uzmanlarını görevlendirmiş ve bu imar faaliyeti için muazzam meblağlar harcanmıştır.

Hz. Ali (a.s) Haremi Minarelerinin Yenilenme ve Restorasyon Süreci
Zamanın geçmesi, ağır hava koşulları ve bunların yanı sıra Baas rejimi döneminde meydana gelen bazı askerî müdahaleler, Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (aleyhisselam) mukaddes türbesinin minarelerinde ciddi hasarlara yol açmıştır. Bu tahribatlar neticesinde, tarihin farklı dönemlerinde minarelerin kısmi veya tamamen yenilenip restore edildiğine şahit olunmuştur. Bazı dönemlerde minarelerin sadece belirli bölümleri zarar görürken, kimi zaman da yıkımın boyutu tam kapasiteli bir yeniden inşayı zorunlu kılmıştır. Tarih boyunca gerçekleştirilen en önemli yenileme ve restorasyon çalışmalarını şu şekilde açıklamak ve kategorize etmek mümkündür:
Kaçar Hanedanlığı döneminde, Feth Ali Şah Kaçar’ın veziri Hacı Muhammed Hüseyin İsfahani, minarelerden düşen bazı altın levhaları tamir ettirmiştir. Bu restorasyon çalışması Hicri 1236 yılında gerçekleştirilmiştir.
Ardından, Hicri 1281 yılında Osmanlı Sultanı Abdülaziz zamanında, harem-i şerifin güney tarafındaki minaresinde kapsamlı bir yenileme ve restorasyon yapılmıştır. Bu çalışma; altın levhaların sökülmesi, yapının tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmesi ve ardından altın levhaların tekrar yerlerine monte edilmesi şeklinde icra edilmiştir. Benzer şekilde, Sultan II. Abdülhamid döneminde de kuzey taraftaki minare restore edilmiştir.
Irak’taki krallık döneminde, Hicri 1352 yılında güney minaresinin yıkılıp yeniden inşa edildiğine ve modernize edildiğine şahit olmaktayız. Zaman içinde gerçekleştirilen bu kısmi veya tam yıkım ve yeniden yapım süreçleri neticesinde, iki minarenin yüksekliği arasında yaklaşık yarım metrelik bir fark oluşmuştur.
Ancak, Mukaddes Alevi Türbesi Genel Sekreterliği (Tevliyet) tarafından gerçekleştirilen en son restorasyonda, minarelerin (göldestelerin) yüksekliği 28,5 metre olarak belirlenmiş ve her iki minare de bu standart yükseklikte yeniden inşa edilmiştir.
2016 yılında kubbenin altınla kaplanması sürecinin tamamlanmasının hemen ardından, 2017 yılında iki minare ve “Altın Eyvan” olarak bilinen doğu tarafındaki büyük eyvanın altınla kaplanması projesi başlatılmıştır.
Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (aleyhisselam) mukaddes türbesinin güney minaresinin, eski ölçü ve boyutlarına sadık kalınarak gerçekleştirilen altın kaplama işlemleri Hicri 1440 (Miladi 2019) yılında tamamlanmış; bunun hemen akabinde ise kuzey minaresinin altınla kaplanması çalışmalarına başlanmıştır.
Allâme Hillî’nin kabrine komşu olan kuzey minaresi, Hicri 1315 yılında Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han’ın emriyle restorasyona alınmıştır. Bu kapsamda minarenin altın levhaları sökülmüş, üst kısmı (gövdenin yukarı bölümü) yıkılarak yeniden inşa edilmiş ve ardından altın levhalar tekrar yerlerine monte edilerek yenileme süreci tamamlanmıştır. Bu minarenin imar çalışmaları 10 Cemaziyelevvel 1316 tarihinde nihayete ermiştir.
Güney minaresi ise, Hicri 1352 yılının Cemaziyelevvel ayında, üst kısmının yıkılıp yeniden yapılması suretiyle bir kez daha restorasyon görmüştür. Bu çalışma, Irak Şii Vakıflar İdaresi’nin (İdaret’ül-Evkaf) bütçesiyle gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan kuzey minaresi, Hicri 1366 yılında Vakıflar İdaresi tarafından üst kısmının yıkılıp tekrar inşa edilmesiyle bir kez daha yenilenmiştir.
Şeyh Cafer Mahbube bu süreci şöyle aktarmaktadır:
“Hicri 1367 yılının başlarında, Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (aleyhisselam) mukaddes türbesinin kuzey minaresindeki altın levhalar tamamen sökülmüş, yapının üst bölümü yıkılarak aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiştir. Bu imar faaliyetleri aynı yılın Receb ayında tamamlanmıştır.”

Günümüzde de Mukaddes Alevi Türbesi Genel Sekreterliği (Tevliyet), iki minarenin yeniden altınla kaplanması sürecini yürütmüştür. Bu kapsamda, güney taraftaki minarenin (göldeste) ve Altın Eyvan’ın bu minareyle bitişik olan kısımlarının restorasyonu, yenilenmesi ve yeniden altınla kaplanması çalışmaları 23 Zilhicce 1440 tarihinde tamamlanmıştır.
Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (a.s) Mukaddes Avlusundaki Minareler / Birinci Bölüm
Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (aleyhisselam) mukaddes avlusu ve külliyesindeki en önemli eserlerin tanıtımına devam eden bu rapor; şerefli avlunun minarelerine ve onların köklü tarihine odaklanmaktadır. Rapor, bu minarelerin mühendislik üslupları gibi merak edilen sorulara yanıt vermeyi ve okuyucuya bu mimari şaheserler hakkında önemli bilgiler sunmayı amaçlamaktadır.
Bu iki minare, Müminlerin Önderi’nin (aleyhisselam) mübarek türbesinin doğu tarafında yer alan Altın Eyvan’ın her iki yanına dikilmiş nurdan sütunlar gibidir. Altınla kaplı bu iki muazzam göldeste, “Altın Eyvan”ın sağ ve sol kanatlarında konumlanmıştır. Bu eyvan, Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (a.s) harem-i şerifinin ana giriş kapısı sayılmakta ve külliye içerisinde halk arasında “Tarame” (Tarım) olarak bilinen revaklı bölgede yer almaktadır.
Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (a.s) Mukaddes Avlusundaki Minareler / Birinci Bölüm
Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (aleyhisselam) mukaddes külliyesindeki en simgesel yapıların tanıtımına ayrılan bu rapor; şerefli avlunun (Sahn-ı Şerif) minarelerini ve bu yapıların köklü tarihini ele almaktadır. Çalışma, minarelerin mimari üslupları gibi teknik detaylara açıklık getirmeyi ve okuyucuya bu sanat şaheserleri hakkında nitelikli bilgiler sunmayı amaçlamaktadır.
Bu iki minare, Hz. Ali’nin (a.s) mübarek türbesinin doğu cephesinde yükselen Altın Eyvan’ın her iki yanında konumlanmış, gökyüzüne uzanan nurdan sütunlar gibidir. Altınla kaplı bu iki görkemli minare, haremin ana giriş kapısı sayılan Altın Eyvan’ı (İyvân-ı Zeheb) çevreler. Bu bölüm, mukaddes külliye içerisinde halk arasında “Tarame” (Tarım) olarak adlandırılan revaklı bölgede yer alır.
Mimari Özellikler ve Boyutlar
Bu iki minare, Müminlerin Önderi Hz. Ali’nin (a.s) mukaddes kubbesi ile birlikte Alevî Türbesi mimarisinin en estetik ve en stratejik unsurlarındandır. İslam mimarisinde minareler, kutsal mekanların ve türbe yapılarının en karakteristik ve tamamlayıcı unsurları olarak kabul edilir.
- Kaide: Her bir minare, harem zemininden yaklaşık 2 metre yükseklikteki çokgen bir kaide üzerine oturur. Bu kaideler tamamen yüksek kaliteli mermerle kaplanmış olup, çapları yaklaşık 3 metredir.
- Gövde Yapısı: Minareler silindirik bir formda inşa edilmiştir ve yukarı doğru çıkıldıkça çapları hafifçe daralmaktadır. Toplam yükseklikleri yaklaşık 28 metredir.
Kitabeler ve Ayet-i Kerimeler
Minarelerin üst üçte birlik kısmında, gövdeyi kuşatan geniş bir şerit (kuşak) alanı bulunur. Bu kuşaklar üzerinde, Cuma Suresi’nin son üç ayeti, çini üzerine altın kaplama harflerle nakşedilmiştir:
- Kuzey Minaresi (Sol): Bu minarenin kuşağında Cuma Suresi’nin 9. ve 10. ayetlerinin baş kısmı yer alır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındığında ise…”
- Güney Minaresi (Sağ): Bu minarenin kuşağında ise surenin devamı (10. ayetin sonu ve 11. ayet) nakşedilmiştir: “…yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz. Onlar bir ticaret veya bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip seni ayakta bıraktılar. De ki: Allah’ın katında olan, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi Minarelerinin Tarihçesi
İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi’nin mimari ve tarihi işler uzmanı Abdulhadi İbrahimi, minarelerin (göldestelerin) tarihsel gelişimini ve teknik yapısını şu şekilde açıklamaktadır:
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve âlihi) döneminde “göldeste” veya “minare” olarak adlandırılan bir yapı ne mevcuttu ne de tanınıyordu. Ancak İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren, özellikle Emeviler devriyle birlikte minareler İslam mimarisine giriş yapmış; mukaddes mekânlarda ve camilerde özel bir formda kullanılmaya başlanarak kısa sürede İslam mimari sanatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Minarelerin temel işlevinin ezan okumak olduğu bilinmektedir; zira bu yapıların inşa edilme amacı, müezzinin sesini daha uzaklara ulaştırarak Müslümanları namaza davet etmektir.
Mimari Formların Dönemsel ve Bölgesel Farklılıkları
Minarelerin biçimleri, üzerlerindeki tezyinatlar ve yükseklikleri tarih boyunca dönemden döneme ve coğrafyadan coğrafyaya farklılık göstermiştir:
- Emevi Dönemi: Minareler genellikle kare tabanlı kuleler formundaydı. Bu üslup, günümüzde halen Kuzeybatı Afrika (Mağrip) ve Endülüs topraklarındaki mimari eserlerde varlığını sürdürmektedir.
- Abbasi Dönemi: Abbasiler devrinde minare yapısı bir dönüşüm geçirerek dairesel bir forma bürünmüş; böylece minareler silindirik bir yapı kazanmıştır.
- İran ve Safevi Mimarisi: İran mimari ekolü, Abbasi tarzından etkilenmiştir. Bu sebeple, örneğin Safevi döneminde inşa edilen minareler dış görünüş itibarıyla silindirik bir formda tasarlanmıştır. Bu mimari tarzda, minarenin yüksekliği arttıkça gövde çapı daralarak yapıya daha zarif bir görünüm kazandırılır. Çaptaki bu yukarı doğru azalma, izleyicide binanın ihtişamına ve azametine dair güçlü bir estetik algı oluşturur.
Minarenin Yapısal Bileşenleri
Mimari açıdan bir minare şu temel bölümlerden teşekkül eder:
- Gövde (Peykere): Minarenin ana dikey sütunu.
- Müezzin Odası (Şerefe): Ezanın okunduğu balkonlu kısım.
- Minare Derinliği: Yapının iç hacmi ve merdiven sisteminin bulunduğu boşluk.
- Külah (Kelahek): Minarenin şerefeden sonraki üst bitişini sağlayan konik başlık.
- Alem (Tac): Külahın en üstünde yer alan, genellikle hilal veya farklı sembollerle sonlanan tepe süsü.

İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi Minarelerinin Mimari Üslubu
İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi’nin ana bina ve avlu yapısı, Safevi döneminde Birinci Şah Abbas tarafından inşa edildiği için, mimari üslubu da doğal olarak Safevi mimari tarzını yansıtmaktadır.
Bu doğrultuda; minarelerin ve göldestelerin tepe kısımları (tac) soğan başı formunda, gövdeleri ise silindirik bir yapıda tasarlanmıştır. Bu tasarımda zarafet ön planda tutulmuş ve yükseklik arttıkça minare çapı paralel bir şekilde daraltılmıştır. Ancak İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi’nin minareleri, onları diğer mukaddes türbelerden ayıran bazı temel farklılıklara ve özgün niteliklere sahiptir.
Safevi mimari üslubunda minareler için “ikili” bir düzen mevcuttur; bu, kubbenin iki minare arasında yer alması anlamına gelir. Fakat bu noktada, Kazımeyn (aleyhimusselam) Mukaddes Türbesi’nde gözlemlenen istisnayı da dikkate almamız gerekir; orada dördü büyük ve dördü küçük olmak üzere toplam 8 minare bulunmaktadır. İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi hususundaki birinci istisna ise şudur: Büyük Altın Eyvan’ın haremin doğu cihetinde yer alması hasebiyle, iki minareyi de doğu yönünden görmekteyiz.
İkinci istisna ise; İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi’nin minarelerinin, kubbeden yaklaşık bir buçuk metre daha kısa olmasıdır. Bu durum, kubbenin bina düğüm noktasına (temel kotuna/merkezine) kadar olan yüksekliğinin 30 metre, her bir minarenin yüksekliğinin ise aynı noktaya nispetle 28,5 metre olduğu anlamına gelmektedir. Bina düğüm noktasından (gerih) bahsedildiğinde, tepe kısmı (tac/alem) bu hesaplamanın dışında tutulmaktadır.

İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi Minarelerinin Kubbeden Kısa Olma Sebebi
İmam Ali (aleyhisselam) Mutahhar Haremi’ndeki minarelerin kubbeden daha kısa tasarlanmasının temel sebebi; bu muazzam yapının inşa sürecinde Şeyh Bahai’nin (rahmetullahi aleyh), mimari biliminin en temel ilkelerinden biri olan “Altın Oran” esasını (1,6 oranı) titizlikle uygulamış olmasıdır. Bu oran, tarihteki en özel ve görkemli yapıların inşasında kullanılan estetik bir ölçüdür ve İmam Ali (a.s.) Haremi’nin yapısında da tam bir sadakatle tatbik edilmiştir.
Kubbe mimarisine gelince; yapının inşasında beşgen formlar kullanılmıştır. Bu geometrik tercih nedeniyle, ana cephe olan doğu yönünden bakıldığında devasa eyvan ve haremin bazı kısımları doğrudan görülememektedir. Bu beşgen formlar, hem kubbenin hem de minarelerin en üst noktalarında uygulanmıştır. Şayet kubbe ve iki minare mevcut yükseklik oranlarında tasarlanmasaydı, bu beşgen geometrik düzenden sapmalar meydana gelirdi. Bu hassas denge, Şeyh Bahai’nin (rıdvanullahi aleyh) mimariye nakşettiği kozmolojik mucizelerden biri olarak kabul edilir.
Çini Süslemelerinden Altın Kaplamaya Geçiş
İki minare de tıpkı kubbe ve büyük eyvan gibi başlangıçta geleneksel İran mavisi çinilerle kaplıydı. Ancak Safevi hanedanlığının sona ermesi ve Nadir Şah Avşar’ın iktidara gelmesiyle birlikte bu çiniler sökülmüş; yerlerine saf altınla kaplanmış bakır levhalar yerleştirilmiştir. Bu büyük dönüşüm Hicri 1156 yılında gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca mimarideki sembolik detaylar arasında müezzin balkonundaki (şerefe) pencere sayısı dikkat çekicidir. Şerefelerde tam 12 adet pencere bulunmaktadır ki bu sayı, On İki Masum İmam’ı (aleyhimusselam) simgelemektedir.

İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi Minarelerindeki Kitabeler
Müminlerin Önderi İmam Ali’nin (aleyhisselam) mutahhar minareleri üzerinde, diğer hiçbir Ehlibeyt imamının türbesinde veya mukaddes makamda benzerine rastlanmayan, ünik (eşsiz) yazılar ve kitabeler bulunmaktadır.
İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi’nin minarelerinde, müezzin balkonunun (şerefe) hemen altında iki kuşak yer almaktadır. Bu kuşaklar üzerinde Cuma Suresi’nin son üç ayeti nakşedilmiştir. Kitabe, Cenab-ı Hakk’ın “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında…” kelamıyla başlar ve “Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır” ayetiyle son bulur. Ayetler kuzey minaresinden başlar ve güney minaresinde tamamlanır. Ayetlerin sonunda hattat **”Mehr Ali”**nin imzası ve hattın yazım tarihi görülmektedir; bu kayıtlar bizi minarelerin altın kaplama işleminin tamamlandığı Hicri 1156 yılına götürmektedir.
Edebî Tarihlemeler ve Şiirsel Sanatlar
Allah’ın kelamı olan ayetlerin yanı sıra, İmam Ali (a.s.) Mutahhar Haremi’nin minareleri üzerinde bazı şiirsel kitabeler de müşahede edilmektedir.
Kuzey Minaresi (Allâme Hillî Kabri Yanı): Minare kaidesinin en üst noktasında, Allâme Hillî’nin mezarının bitişiğinde, şairi anonim olan beş beyitlik bir şiir yer alır. Bu şiir, altın kaplama sürecinin tamamlanma tarihini ebced hesabıyla kayıt altına almıştır. Şiirin son beyti şöyledir:
“Beguftâ muqrî-i tab’-i nevâ-senc / Teâlâ Şânuhu Allâhu Ekber” (Nağme ölçen tabiatlı okuyucu dedi ki: O’nun şanı yücedir, Allah en büyüktür.)
Buradaki “okuyucu” ifadesiyle, sesi yankılanan müezzin kastedilmektedir. Şairlerin manzum tarih düşürme tekniklerinde farklılıklar olsa da buradaki sanat şöyledir: “Teâlâ Şânuhu Allâhu Ekber” ibaresini oluşturan harflerin sayısal değerleri toplandığında, altın kaplama yılı olan Hicri 1156 rakamı elde edilmektedir.
Güney Minaresi (Mukaddes Erdebîlî Kabri Yanı): Buna karşılık olarak, güney minaresinin kaidesinde, Mukaddes Erdebîlî’nin (rıdvanullahi aleyh) mezarı yakınında şair Ali bin Ebi Maali Tabatabaî’ye ait beş beyitlik Arapça bir şiir bulunmaktadır. Bu şiirin son beytinde de eşsiz bir tarihleme sanatı yapılmıştır:
“Ve kâme müezzinü’t-târîhi fîhi / Yükerriru erba’an Allâhu Ekber” (Tarihin müezzini orada ayağa kalktı ve dört kez ‘Allahu Ekber’ dedi.)
Buradaki matematiksel mucize şudur: “Allahu Ekber” ibaresinin ebced değeri toplamı 289’dur. Şiirdeki talimat gereği bu rakamı 4 ile çarptığımızda sonuç 1156 çıkmaktadır; bu da minarelerin altınla tezyin edildiği kesin tarihi göstermektedir.

Gözlemlediğimiz diğer yazıtlar arasında, güney tarafındaki minarede (göldeste) bulunan ve altın kaplamalı kare bir parça büyüklüğündeki şebekeli (kafesli) bir pencere dikkat çekmektedir. Bu parçanın üzerinde “Sa’den Azîmâ” (Büyük bir saadet) ibaresi yazılıdır ve bu ibarenin harf değerlerinin toplamı yine 1156 rakamını vermektedir.
Kuzey tarafındaki minarede ise iki pencere açıklığı bulunmaktadır. Bu pencerelerden birinin üzerinde, çalışmanın tamamlandığını ifade eden “Hamden alâ itmâmihâ” (Tamamlanmasına hamdolsun) ifadesi nakşedilmiştir. Diğer pencere üzerindeki oyukta ise “Kul müerrihan yâ Mukîm” (Ey Mukîm/Ey Baki olan Allah, tarihini söyle) ibaresi yer almaktadır. Ancak burada geçen “yâ Mukîm” lafzının ebced karşılığı 201’dir ve bu sayının taşıdığı gizem günümüze dek henüz çözülememiştir. Bunlar, her iki minare üzerinde bulunan en önemli ve dikkat çekici yazılardır.