İmam Ali’nin (a.s) Nehcü’l Belâğa’da yer alan 25. mektubu, yönetim ve kamu görevi anlayışında vicdanın ve merhametin zirvesini temsil eden bir başyapıttır. Bu metin, sadece bir zekât toplama talimatı değil, devlet ile halk arasındaki ilişkiyi insan onuru temelinde yeniden tanımlayan evrensel bir etik bildirisidir. İmam, bir memurun görevini ifa ederken sergilemesi gereken nezaketi, sabrı ve şefkati en ince ayrıntısına kadar öğütlemektedir. “Kimseyi korkutma, istemiyorsa zorlama” prensibiyle başlayan bu mektup, gerçek otoritenin kaba kuvvete değil, gönül rızasına dayanması gerektiğini hatırlatır. Özellikle hayvan haklarına gösterdiği hassasiyet ve canlılara duyulan şefkat, İslam medeniyetindeki yönetim anlayışının derinliğini ve inceliğini gözler önüne serer. Devletin hakkını toplarken dahi mal sahibinin duygularını ve rızasını korumak, İmam’ın adalet terazisindeki o meşhur hassasiyetini yansıtır. Bir kamu görevlisinin, yönettiği insanlara ve emanet aldığı canlılara nasıl “emanetçi” bilinciyle yaklaşması gerektiğini bu satırlardan öğreniyoruz. Bu mektup, yüzyıllar öncesinden günümüze, kamu yönetimi ve yöneticilik ahlakı üzerine eşsiz bir rehber sunmaktadır. Şefkat, doğruluk ve dürüstlükle bezeli bu tavsiyeler, bir işin nasıl ibadet edercesine titizlikle yapılabileceğinin en somut kanıtıdır. Şimdi, İmam Ali’nin (a.s) o eşsiz yönetim sanatını ve hakkaniyet ölçülerini kendi kaleminden okumaya davet ediyoruz.
Bir olan, hiçbir ortağı olmayan Allah’tan korkarak git, hiçbir Müslümanı korkutma, istemiyorsa topraklarına girme, onun malından Allah’ın hakkı dışında fazla bir şey alma, bir kabileye varınca evlerine gitmeden sularının başına git, sonra vakar ve sükûnetle onlara doğru hareket et, yanlarına varınca da selâm ver ve selâm vermekte kusur etme. Sonra “Ey Allah’ın kulları! Allah’ın velisi ve halifesi, mallarınızdaki Allah’ın hakkını almam için beni gönderdi. Mallarınızda Allah’ın velisine vereceğiniz Allah’ın hakkı var mı?” de. Birisi yok derse, ısrar etme; hakkını verecek kimseyi bulduğun zaman da onu tehdit edip korkutmadan, kaba davranmadan, usulsüz muamele etmeden onunla beraber git. Altından, gümüşten ne verirse al. Davarı, devesi varsa, hayvanların bulunduğu yere sahibinin izni olmadan girme. Çünkü onların çoğu sahibinin malıdır. Oraya girdiğinde zorbalıkla girerek sahibine eziyet etme. Hiçbir hayvanı ürkütüp korkutma, sahibini de o hayvandan dolayı tedirgin etme. Malı ikiye böl, sahibi hangi kısmı almak isterse onu almasına müsaade et, hangisini seçtiyse ona karışma. Geri kalanı da tekrar ikiye böl ve yine, onu iki bölükten birini almakta serbest bırak. Seçtiği, almak istediği hayvanlara dokunma. Böylece geriye Allah’ın hakkı kalıncaya kadar ayırmaya devam et ve bu şekilde Allah’ın hakkını ondan al. Eğer böldüğünü bozmanı isterse, isteğine uy. Sonra, onları birbirine karıştır. Yine ilk yaptığın gibi yap, Allah’ın hakkı olanı alıncaya kadar bu işleme devam et. Yaşlı, işten düşmüş, hastalıklı ve özürlü olan hayvanı (zekât olarak) alma. Aldığın malları da ancak dininden emin olduğun, Müslümanların mallarına yumuşak ve iyi davranacak birine teslim et ki Müslümanların velisine (salim bir şekilde) ulaştırsın ve o da Müslümanlar arasında taksim etsin. (Malların sağlam ulaşması için) Ancak onların iyiliğini isteyen, müşfik, koruyan ve emin olan, sert davranıp zarar vermeyen, malı koşturarak yormayan kişiyi vekil yap. Sonra, yanında toplanan malı da hemen bize yolla, biz de Allah’ın emrettiği yerde sarf edelim.
Malı ulaştırmak için gönderdiğin emin memuruna, deveyi yavrusundan ayırmamasını, yavruya zarar vereceğinden dolayı annenin bütün sütünü sağmamasını, develere binmede adil davranmasını, yorgunları dinlendirmesini, yürürken tökezleyen, yürümekte güçlük çeken hayvanları yavaş yürütmesini tembih et. Suya rastlayınca sulasın, otlağı bol olan yerden kuru yol kenarına sürmesin, zaman zaman o hayvanları dinlendirsin, sulak otlak yerlerde sulayıp otlatarak getirsin. Böylece Allah’ın izniyle bize semiz, yorulmamış, sağlam, dinç hâlde gelsinler ki, Allah’ın kitabına, Resulü’nün (s.a.a) sünnetine göre taksim edelim. Allah’ın izniyle bu, senin için ecir bakımından daha büyük ve olgunluğuna daha yakın bir iştir.