Bu çalışmada, hakikatin tecellisi adına bazı tarihçi ve muhalif ulema tarafından ortaya atılan şüpheler ele alınacak ve ilmi veriler ışığında cevaplandırılacaktır.
Muhalif Tarihçiler Tarafından İleri Sürülen Şüpheler
- Hatîb el-Bağdâdî: “Bazıları, Kûfe ’deki kabrin Hz. Ali’ye değil, Mugīre b. Şu‘be’ye ait olduğunu iddia etmiştir. Ebâ Cafer el-Hadramî’nin şöyle dediği rivayet edilir: ‘Eğer Şiiler bu kabrin aslında Mugīre b. Şu‘be’ye ait olduğunu bilselerdi, orayı taşa tutarlardı.'”
- İbn Teymiyye: “Hz. Ali, Kûfe’deki Hükümet Konağı’na (Kasru’l-İmâre) defnedilmiştir. Necef’teki kabir ise Mugīre b. Şu‘be’ye aittir. Zira 300 yılı aşkın bir süre boyunca kimse Necef’teki bu kabri Hz. Ali’nin makamı olarak ziyaret etmemiştir.”
- İbn Kesîr: “Hz. Ali’nin şehadetinden sonra oğlu Hz. Hasan (a.s.) namazını kıldırmış ve Haricilerin saldırısını önlemek amacıyla naaşını Hükümet Konağı’na defnetmiştir. Kabrin Necef’te olduğunu iddia edenler dayanaksız konuşmaktadır; orası muhtemelen Mugīre b. Şu‘be’nin mezarıdır.”
- Sıbt İbnü’l-Cevzî: “Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin nakline göre, Necef’te ziyaret edilen yer Mugīre b. Şu‘be’nin kabridir; halk bunu bilseydi orayı taşlardı.”
Şüphelere Yönelik İlmi Cevaplar
Söz konusu iddialara karşı geliştirilen temel argümanlar şu üç başlık altında özetlenebilir:
- Rivayetlerdeki İhtilafın Sebebi ve Kabrin Gizli Tutulması
Muhaliflerin iddialarının aksine, kabrin konumu hakkındaki farklı rivayetlerin temel sebebi, Hz. Ali’nin (a.s.) bizzat kendi vasiyeti üzerine kabrinin gizli tutulmasıdır. Ehl-i Beyt ve sadık dostları, Haricilerin ve Emevi zihniyetinin naaşa zarar vermesini veya hürmetsizlik etmesini engellemek için defin işlemini geceleyin gerçekleştirmiş ve yeri bir süre gizli tutmuşlardır.
Seyyid İbn Tâvûs bu hususta şöyle der:
“Hz. Ali’nin kabri, evlatları ve takipçileri tarafından muhaliflerden saklanmıştır. Düşmanlarının kabrin yerini bilmemesi son derece doğaldır; zira bu gizlilik bizzat halefleri tarafından planlanmıştır. Bu durumda yabancıların vakıf olmaması bir eksiklik değil, stratejik bir tercihtir.”
- Hz. Ali’nin (a.s.) Kûfe’deki İkametgahı ve Hükümet Konağı Meselesi
Hz. Ali (a.s.) Kûfe’ye girdiğinde, kız kardeşinin oğlu Câde b. Hubeyre el-Mahzûmî’nin evinde kalmayı tercih etmiştir. O, camiye çok yakın olan Hükümet Konağı’nda (Kasru’l-İmâre) kalmayı reddetmiş ve orayı “Kasru’l-Habâl” (Yıkım/Vebal Sarayı) olarak adlandırmıştır.
Tarihsel kayıtlara (Nasr b. Müzâhim el-Minkarî’nin nakilleri gibi) göre, kendisine sarayda kalıp kalmayacağı sorulduğunda: “Hayır, ben sarayda oturmam, halkın arasında (Rahbe’de) kalırım” buyurmuştur. Hayatı boyunca “vebal sarayı” olarak nitelendirdiği bir mekanda kalmayan bir imamın, vefatından sonra oraya defnedilmesi akla ve tarihi tutarlılığa aykırıdır. Ayrıca, Hükümet Konağı gibi merkezi bir yer, naaşın düşman eline geçme riskini azaltmak bir yana, daha da artırırdı.
- “Mugīre b. Şu‘be’nin Kabri” İddiasının Geçersizliği
Necef’teki kabrin Mugīre b. Şu‘be’ye ait olduğu iddiası coğrafi ve tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Tarihi belgeler, Mugīre’nin Kûfe’deki “Seviyye” (Thawiyya) bölgesindeki Sakîf kabilesi mezarlığına defnedildiğini kanıtlamaktadır. Seviyye ile Necef (el-Gari) coğrafi olarak birbirinden tamamen farklı ve uzak noktalardır.
Hatîb el-Bağdâdî ve Ebû Nuaym el-İsfahânî gibi isimlerin bu noktada bir coğrafi yanılgı içine düştükleri görülmektedir. Nitekim bazı kaynaklar Mugīre’nin Şam’da vefat ettiğini dahi belirtmektedir. Dolayısıyla, Mugīre’nin kabri ile Hz. Ali’nin (a.s.) mukaddes makamını karıştırmak ilmi bir hata veya kasıtlı bir saptırmadır.
Kaynak: Târîhu’l-Merkadi’l-Alevî el-Mutahhar