Most searched:

Tarihi Kaynaklar Işığında Hz. Ali’nin Mazlumane Teşyii ve Defni

Hicret’in 40. yılı, Ramazan ayının 19’unda, takva önderi ve müminlerin emiri Hz. Ali bin Ebi Talib (a.s), Kûfe Camii’nin mihrabında şer odaklarının en bedbahtı tarafından saldırıya uğradı. Bu feci hadiseden üç gün sonra mübarek ruhu melekût alemine kanat açtı ve mutahhar bedeni, Kûfe şehrinin dışındaki "Zahru’l-Kûfe" veya "Gari" (bugünkü Necef) olarak adlandırılan bölgede toprağa verildi.

Burada akla gelen ilk soru şudur: İmam Ali (a.s) neden ve nasıl Kûfe’ye gelmişti?

Basra’daki Cemel Fitnesi’nin nihayete ermesinin ardından Hz. Ali (a.s), 12 Recep 36 (Hicri) tarihinde Kûfe’ye muzaffer bir şekilde giriş yapmış ve bu şehri İslam devletinin yeni payitahtı olarak belirlemiştir.

Kûfe Ehlinin Sena Edilmesi

Hz. Ali (a.s), çeşitli vesilelerle Kûfe toprağından övgüyle bahsetmiş ve bu şehri yüceltmiştir. Bir hadisinde şöyle buyurur:

“Kûfe, İslam’ın cemcemesi (merkezi/mihver noktası) ve imanın hazinesidir. O, Allah’ın dilediği yere doğrulttuğu kılıcıdır. Allah’a andolsun ki; Cenab-ı Hak, Hicaz ehli vasıtasıyla yardım ettiği gibi, Kûfe ehlini de yeryüzünün doğusunda ve batısında muzaffer kılacaktır.”

Ayrıca Medine’den Basra’ya doğru yola çıktığında Kûfe halkına yazdığı mektupta onları “yârenlerin alnı” (yüz akı ve mertebesi yüksek olanlar) ve “Arapların en üstün nesli” olarak nitelendirmiştir. Ancak ilahi takdir, onun şehadetinin de bu topraklarda vuku bulmasını murat etmiştir.


Hz. Ali’nin (a.s) Kûfe’deki Şehadeti

Müminlerin Emiri, Hicri 40. yılın 21 Ramazan gecesinde, 63 yaşındayken Abdurrahman bin Mülcem el-Muradi’nin zehirli kılıç darbesi sonucu şehitlik mertebesine erişti.

Büyük İslam alimi Şeyh Müfid, bu elim hadiseyi şöyle nakleder:

“Hz. Ali’nin şehadeti, Hicret’in 40. yılı Ramazan ayının 21. gecesi, cuma şafağından önce gerçekleşti. İbn Mülcem, Kûfe Camii’nde pusuya yatmıştı. İmam, 19 Ramazan gecesi insanları sabah namazına uyandırmak için camiye girdiğinde, uyuyanlar arasında gizlenen katil aniden ayağa kalkarak zehirli kılıcını İmam’ın mübarek başına indirdi.”

İmam, iki gün boyunca yaralı olarak yatağında kaldı ve nihayet 21 Ramazan’ın başında Rabbiyle mülaki oldu. O, ilahi bir ilhamla bu hadisenin vuku bulacağını önceden biliyor ve halkı bu konuda bilgilendiriyordu.


Necef’te Defne Dair Vasiyet ve Manevi Makam

Mevla-yı Müttakiyan, şehadetinden önce bedeninin Necef toprağına defnedilmesini vasiyet etmişti. O, bu bölgeyi defalarca övmüş, müminlerin ruhlarının huzur bulduğu “Vadiu’s-Selam” olarak adlandırmıştır.

Rivayetlere göre Hz. Ali’nin (a.s) mezarı; Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Hud ve Hz. Salih gibi ulu’l-azm peygamberlerin medfun bulunduğu kutsal bir noktadadır. Ziyaretnamelerde de bu hakikate değinilerek ondan “Nübüvvetin şeceresi ve imametin meyveli ağacı” olarak bahsedilir.

İmam Bakır’dan (a.s) nakledilen bir rivayete göre; Hz. Peygamber (s.a.a) mukarreb meleklerle birlikte Hz. Ali’nin defin merasiminde manen hazır bulunmuş ve o, atası Hz. Nuh’un yanına defnedilmiştir. Bu husus, Hz. Ali’nin Allah katındaki ve evliya arasındaki yüce makamının bir nişanesidir.


Mazlumane Bir Teşyii: Cenaze Merasimi

Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ün rivayetine göre, İmam evlatlarına şöyle vasiyet etmiştir:

“Vefat ettiğimde beni yıkayın, Hz. Peygamber ve Hz. Zehra’dan kalan kıyafetlerle kurulayın, hunutlayın ve tabuta koyun. Tabutun ön kısmının kendiliğinden kalktığını gördüğünüzde, siz sadece arka kısmını tutun ve onu takip edin.”

Ümmü Gülsüm anlatmaya devam eder: “Babamın cenazesini ‘Gari’ bölgesine kadar takip ettim. Tabut orada durdu. İmam Hasan (a.s) toprağı kazmaya başladığında hazır bir kabir ortaya çıktı. İçinde Süryanice yazılı bir levha vardı: ‘Bismillahirrahmânirrahîm. Bu, Nuh Peygamber’in tufandan yedi yüz yıl önce Müminlerin Emiri için hazırladığı kabirdir.’

Bir diğer rivayette ise İmam, kabrin gizli tutulmasını ve üzerine yedi kat toprak atılmasını emretmiştir. O dönemdeki Emevi zulmü ve haricilerin saygısızlık ihtimaline karşı, kabrin izleri bir süre gizli tutulmuş, sadece ehlibeyt ve seçkin ashabı tarafından bilinmiştir.


Sonuç ve Metafizik Tezahürler

“Sâd el-İskâf”ın İmam Bakır’dan (a.s) naklettiği üzere, defin işlemi tamamlandıktan sonra mezardan semavi bir nida duyulmuştur:

“Ali (a.s), Allah’ın salih bir kuluydu; Allah onu peygamberine mülaki etti. Peygamberlerin vasilerinin makamı işte böyledir; bir peygamber doğuda, vasisi batıda ölse bile, Allah onları bir araya getirir.”

Dipnotlar:

  1. Nâkısîn: Kelime anlamıyla “ahdini bozanlar”. Hz. Ali’ye biat edip sonra biatlarını bozarak Cemel Savaşı’nı çıkaran grubu ifade eder.

  2. Hunut: İslam fıkhında, ölünün yıkandıktan sonra secde azalarına (alın, avuç içleri, dizler ve ayak başparmakları) sürülen güzel kokulu (genellikle kafur) maddeye denir.

Kaynak: Tarihu’l-Merkedi’l-Alevi’l-Mutahhar kitabından iktibas edilmiştir.

Daha fazla içerik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir