Seçkin bir alim ve edip olan şair Şeyh Abdülazim el-Rebiî[1], bu mucizevi şifa vakasını şu şekilde nakletmektedir:
“28 Şaban 1348 (M. 1930) tarihinde, Bedevi Araplardan, çocukluğundan beri felçli olan ve bacağı rânına (uyluğuna) yapışık vaziyette bulunan genç bir delikanlı, elinde asası ve yanında annesiyle birlikte büyük bir kalabalığın eşliğinde mukaddes hareme girdi. Annesi, oğlunu mübarek pencerenin yanına bıraktı ve Hazret’ten evladı için ya şifa ya da acılarına son verecek bir ölüm diledi.
Ansızın, gencin bacağına gaybî bir el dokundu ve bacağı rânından ayrıldı. O esnada kemiklerin birbirinden ayrılma sesi (çatırtısı) dışarıdan net bir şekilde duyuldu. Genç; Allah’ın izni ve Allah’ın velisi olan Hz. Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) kerametiyle kendi ayakları üzerinde ayağa kalktı. O anda haremde tekbir ve salavat sesleri yükseldi; halk büyük bir sevinç ve coşkuyla bu mucizeyi kutlamaya başladı.”
Dipnot: [1] Bu zat; faziletli bir alim ve kâmil bir edip olan Şeyh Abdülazim bin merhum Şeyh Hüseyin bin Şeyh Ali el-Ced Ali (et-Tevbelî) el-Bahrânî er-Rebiî’dir. Nesebi, Tağlib bin Rebiâ bin Nizâr’a dayanır. 11 Zilkade 1323 (M. 1905) tarihinde Abadan’ın el-Nassar kasabasında dünyaya gelmiştir. Babasının sağlığında, 1342 yılının sonlarına doğru Necef-i Eşref’e hicret etmiş, orada yirmi bir yıl ikamet ederek Necef’in ilim ve marifet deryasından nasiplenmiştir. Ardından 1363 yılında vatanına dönmüş ve 7 Cemaziyelahir 1399 (M. 1979) tarihinde Abadan’da vefat ederek aynı yerde toprağa verilmiştir.