Most searched:

Hz. Ali (a.s) Türbesi’nin Altınla Kaplanmasının Tarihçesi

Safevî döneminde inşası tamamlanan Hz. Ali (a.s) Türbesi’nin mukaddes binası, başlangıçta mavi çinilerle süslenmişti. Ancak Safevî devrinin nihayete ermesi ve Nadir Şah Afşar’ın İran tahtına cülus etmesiyle birlikte yeni bir dönem başladı. Nadir Şah, Hicrî 1155 (Miladi 1742) yılında, kubbe, iki minare ve büyük doğu eyvanındaki mavi çinilerin sökülerek, yerlerine saf altınla kaplanmış bakır levhaların yerleştirilmesini emretti. Türbenin altınla tezyin edilmesi süreci Hicrî 1155’te başlamış ve 1156 (Miladi 1743) yılında tamamlanmıştır.

Şeyh Muhammed Hüseyin Harzüddin, tarih çalışmasında “Nadirnâme” adlı eserden şu nakilde bulunur:

“Sultan Nadir Şah tarafından mukaddes kubbenin altınla kaplanması emri sadır olduğunda, dergâhın hademeleri bu vazifeyi en mükemmel şekilde icra ettiler ve mübarek kubbenin yaldızlanmasında büyük bir titizlik gösterdiler. Bu iş için sarf edilen meblağ hesaplandığında tutarın elli bin tümen olduğu görüldü; Nadir Şah bu bedeli bizzat Emirü’l-Müminîn (a.s) adına vakfetti.” [1]

Burada, Burâkī’nin “el-Yetimetü’l-Garaviyye” adlı eserinde Şeyh Muhammed Kebbe’nin “ed-Dürerü’l-Mensûre” kitabından aktardığı şu hususu hatırlatmak yerinde olacaktır: “Mevlamız Emirü’l-Müminîn Hz. Ali’nin (a.s) mukaddes türbesinin ve eşiğinin altınla kaplanma işi Hicrî 1156 (1155) yılında tamamlanmıştır. Nadir Şah, eğer Allah kendisine Hindistan’ın fethini müyesser kılarsa bu işi yapmayı nezretmişti (adamıştı). Cenab-ı Hak ona tevfik nasip etti; o da Hindistan’ı ve daha pek çok ülkeyi fethetti. Bu sebeple kendisine ‘Ebu’l-Fütûh’ (Fetihlerin Babası) denilmiştir. Nihayetinde Nadir Şah, kendi nefsine ahdettiği bu adağı yerine getirmiştir.” [2]

Nadir Şah’ı bu kutsal makamı altınla süslemeye sevk eden saik her ne olursa olsun, bu büyük altın kaplama faaliyetinin sembolik derinliği hiçbir mütefekkir için gizli değildir. Bu durum şunun delilidir: Hz. Ali (a.s), bereketli ömrü boyunca dünyanın altın ve zorbalığına karşı zühd ve istiğna (tokgözlülük) ile dik durmuş; bu kez ise altın, bizzat O’nun (a.s) huzurunda huşu ile eğilerek kabr-i şerifine serilmiştir. Oysa Hz. Emirü’l-Müminîn Ali (a.s), dünya malını yeren pek çok hutbe irad etmiş ve hadisler buyurmuştur.

Belirtmek gerekir ki, bu altınla tezyin süreci, üzerlerine Kur’an ayetlerinin, Nebevî hadislerin; Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinde kaleme alınmış manzum şiirlerin nakşedildiği muazzam levhaları ve estetik süslemeleri de kapsamaktadır. Türbenin altın kaplama işinin hitam bulduğu Hicrî 1156 yılı, tarihi bir kayıt olarak şiir ve ebced sanatıyla da tarihe not düşülmüştür.

Bazı şair ve alimler, Mukaddes Alevî Kubbesi’nin altınla kaplanmaya başlandığı tarihi Hicrî 1155 olarak zikretmişlerdir. Bu isimlerin başında, konuyla ilgili uzun bir kaside kaleme alan ve Hicrî 1168 yılında vefat eden Allâme Seyyid Nasrullah el-Hâirî gelmektedir. Söz konusu kasidenin bazı beyitleri şöyledir:

“Eğer bir gün felek sana zulmeder ve seni darda bırakırsa, mahlukatın sığınağı en yüce olana iltica et. Öyle bir kubbe ki üzerindeki altınlar, varlık aleminin onunla iftihar edeceği bir mertebeye ulaşmıştır. O kubbenin nuru apaçık tecelli edince, ben de tarihini şöyle düştüm: ‘Tur tarafında bir ateş (nur) gördüm’.” [3]

Kubbe gövdesinin en üst kısmı, lacivert mineli bir kuşakla çevrelenmiştir. Bu kuşak üzerine, Fetih Suresi’nden mübarek ayetler altın harflerle nakşedilmiş; Kur’an ayetlerinin üst ve alt kısımlarında ise Farsça ve Türkçe manzume beyitlerine yer verilmiştir. Bu kuşağın Hicrî 1156 yılında yerine monte edildiğini belirtmek gerekir; nitekim kuşağın sonundaki kitabede Arapça olarak şu ibare yer almaktadır: “Bizi Hicrî 1156 yılında bu büyük nimetin yazımıyla şereflendiren Allah’a hamdolsun. Tahranlı Muhammed Hüseyin Tebrizî.” [4]

Kubbenin altın aleminin en üstünde, Ehl-i Beyt (aleyhimüsselâm) düşüncesinden ilham alan itikadi bir sembol olarak altın bir taç yerleştirilmiştir. Bu taç, on dört masumu (Hz. Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve İmam Hüseyin’in soyundan gelen diğer dokuz imamı) temsil eden on dört ışık hüzmesinin parladığı dairesel bir kaideden oluşmaktadır. Bu dairesel kısmın üzerinde ise avuç içi (pençe) sembolü yer alır ve içinde Fetih Suresi’nin 10. ayeti olan “Yedullahi fevka eydîhim” (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir) ibaresi yazılıdır. Malumdur ki bu el sembolü, aynı zamanda Âl-i Abâ’nın Beş Tensini (Beş-i Âl-i Abâ) temsil etmektedir.

Her iki minarenin müezzin mahfilinin alt kısmında, lacivert mine üzerine altın harflerle Cuma Suresi’nden ayetlerin yazıldığı bir kuşak bulunmaktadır. Bu kitabe, hattatı olan “Mehr Ali”nin mührüyle nihayete ermektedir.

Kuzey minaresinin (Allâme Hillî’nin kabrine bitişik olan minare) tabanındaki altın levhaların son sırasında, sonunda “Muhammed Cafer” isminin yer aldığı beş beyitlik Farsça bir şiir görülmektedir. Bu manzume, iki minarenin altınla kaplanmasının tamamlandığı tarihi (Hicrî 1156) ebced ve sanatlı bir dille veren şu beyitle son bulur:

“Neva ölçen tabiatın mukrisi (okuyucusu) dedi ki: (Teâlâ şânuhu Allahu Ekber)” [5]

Öte yandan, Mukaddes Erdebilî’nin kabrinin bitişiğinde yer alan güney minaresinin tabanındaki son sıra altın levhalar üzerine Arapça beş beyit nakşedilmiştir. Bu şiirin son beyti de iki minarenin altınla kaplanma işinin nihayete erdiği tarihe (Hicrî 1156) şu şekilde işaret etmektedir:

“Her nur onun parıltısından hayrete düşer; zira o, kuşluk vaktinin güneşi gibidir, hatta ondan daha aydınlıktır. Altın, bu izzet minaresiyle nurlanmıştır; gece çekilip gitse de onun bekası ve ışığı daim kalacaktır. Bu, emsalsiz bir sevinç ve saadet günüdür ki; onunla şehir ufkunun sabahı ağarmış ve parlamıştır. Çağlar arasından (Nadir) bu zaferle payidar olmuş; tesbih etmiş, tehlil getirmiş ve tekbir getirmiştir. Tarihin müezzini orada kıyam etmiş ve dört defa (Allâhu Ekber) diyerek nida etmiştir.” [6]

Burada zikredilmesi gereken mühim bir husus şudur: “Allâhu Ekber” (الله اكبر) ibaresinin ebced hesabıyla değeri 289’dur. Bu rakam dört ile çarpıldığında, minarelerin altınla kaplanma sürecinin tamamlandığı yıl olan 1156 sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca, altın kaplama tarihi, güney minaresinin alt kısmında yer alan ve bir altın levha büyüklüğündeki küçük bir pencere üzerine “Sa’den Azîmâ” (سعدا عظیما) ifadesi kazınarak da tescil edilmiştir.

Büyük Altın Eyvan, İslam mimarisinin gerçek bir şaheseri; ihtişamın, zarafetin ve inşaat mühendisliğindeki titizliğin müstesna bir nişanesidir. Bu eyvan; Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinde yazılmış pek çok süsleme, motif, kitabe ve şiiri bünyesinde barındırır. Altınla kaplama sürecinin tamamlandığına dair bilgi, üst üste binmiş celi sülüs hattıyla geniş bir kuşak üzerine yazılmış ve Altın Eyvan’ın üst kısmına asılmıştır. Söz konusu kitabede şu ifadeler yer almaktadır:

“Mübarek ve nurlu kubbenin altınla tezyin edilmesi şerefine nail olan; Hakan-ı Azam, Sultanlar Sultanı, zaferler sahibi ve Allah’ın inayetiyle desteklenmiş Sultan Nadir Şah’tır. Allah onun mülkünü ve saltanatını daim kılsın; şefkatini, adaletini ve ihsanını cihan halkına lütfetsin; kendisini ve memleketini ebedi kılsın. Sene 1156.”

Kubbe ve Minarelerin Restorasyonu

Nadir Şah dönemindeki ilk altın kaplama sürecinden sonra, kubbe ve minarelerde çeşitli onarımlar gerçekleştirilmiştir. Bu tadilatlar, Necef tarihine dair eserlerde; bilhassa Şeyh Cafer Mahbûbe’nin “Mâzi’n-Necef ve Hâzıruhâ”, Şeyh Muhammed Hüseyin Harzüddin’in “Tarihu’n-Necefü’l-Eşref” ve Prof. Dr. Hasan el-Hakim’in “el-Mufassal fî Tarihi’n-Necefü’l-Eşref” adlı kitaplarında kayıt altına alınmıştır.

Ancak bu süreçteki en mühim tamirat, Necefli tüccar Hacı Muhammed Reşid Mirza tarafından gerçekleştirilmiştir. Mirza, dönemin büyük Şia lideri Ayetullah el-Uzma Seyyid Muhsin el-Hakîm’in (rıdvânullâhi teâlâ aleyh) muvafakatini aldıktan sonra, kubbedeki çatlakların onarımı ve yeniden altınla kaplanması işi için şahsi servetini vakfetmiştir. Bu restorasyon çalışmaları Hicrî 1388 (Miladi 1968) yılında başlamış ve Hicrî 1391 (Miladi 1971) yılında nihayete ermiştir.

Bu çalışma kapsamında, Alevî Kubbesi’nin sadece “soğan” formundaki üst kısmı, yani kuşak (kitabe) hattının üzerinde kalan bölgesi yeniden altınla kaplanmış; kubbe kasnağındaki levhalara ise dokunulmamıştır. Kullanılan altın miktarı 50 kilogramı aşmış, işçilik maliyeti ise o dönemin rayiciyle 3 milyon dolara tekabül eden 1 milyon Irak dinarına ulaşmıştır. [7]

Altın levhalardan birinin arkasında, işlemin tamamlandığı tarihe dair şu not görülmektedir: “Hacı Muhammed Reşid Mirza, kubbenin altınla kaplanmasını 1391 yılında vakfetti.” Şeyh Abdülgaffar el-Ensarî ise işe başlama tarihini (Hicrî 1388) şu beyitlerle tarihe not düşmüştür:

“O kubbe, Murtaza’nın nuruyla tecelli etti; Allah ona öyle bir celal ve heybet bahşetti ki! Onu altınla tezyin eden ‘Muhsin’ (Seyyid Muhsin el-Hakîm) mübarek olsun; zira bu işle hem ‘Reşid’e (doğru yola/Hacı Reşid’e) hem de arzusuna ulaştı. Onun lütfundan bir nasip alarak tarihini şöyle düş: (Ali’nin nurunun parıltısıyla o kubbe altınlara büründü).” [8]

Mukaddes Alevî Türbesi Genel Sekreterliği Tarafından Yürütülen Yeniden Altın Kaplama Projesi

Geçtiğimiz yüzyılın seksenli yıllarının başında Baas rejimi, mezhepçi ve ırkçı saiklerle hareket ederek kubbe kuşağını tahrip etmiş, altın tacı indirmiş ve üzerinde Emirü’l-Müminîn Ali (aleyhisselâm) methine dair şiirlerin bulunduğu altın levhaları sökmüştür. Bu levhaların sökülme sebebi, üzerlerindeki kitabelerin Farsça ve Türkçe dillerinde yazılmış olmasıdır. Orijinal kitabelerin yerine parlak levhalar yerleştirilse de…

Orijinal kitabeler, üzerlerinde belirgin bir çirkinlik ve eksiklik peydah eden parlak levhalarla değiştirildi; bu durum, Mukaddes Alevî Türbesi’nin en zarif mimari özelliği olan Altın Eyvan’ın dış görünüşünde açık bir kusura sebebiyet verdi.

Asıl altın taç kayboldu ve uzun bir süre sonra, üzerinde lafza-i celal (Allah) nakşedilmiş başka bir altın taç ile değiştirildi; ancak kubbe kuşağının yeri çıplak ve metruk kalmaya devam etti.

1991 yılının Mart ayında vuku bulan Şabaniye Kıyamı’nın ardından, devrilen Baas rejimi mukaddes Necef şehrini roket ve top mermileriyle yaylım ateşine tuttu. Bu saldırılarda, bilhassa kuzey cihetinden (Babü’t-Tusi tarafı) Mukaddes Kubbe ağır hasar gördü. Aynı şekilde Altın Eyvan’ın cephesi ve Altın Kapı da isabet eden mermi ve şarapnel parçaları sebebiyle tahribata uğradı.

Küfür rejimi kuvvetleri tarafından mukaddes Alevî hareminin hürmeti payimal edilmiş; ancak bu kalkışmanın bastırılmasının ardından, haremde meydana gelen hasarlar aceleyle ve gereken ihtimam gösterilmeksizin onarılmıştır.

2003 yılında Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte, Necef’teki Yüce Dini Mercilik mukaddes türbelerin (Atabât-ı Âliyat) gözetimini bizzat üstlenmiştir. Bu doğrultuda Harem-i Şerif Yönetim Kurulu bir kararname yayımlayarak şu esası karara bağlamıştır: “Eski rejim döneminde sökülen her şeyin iadesi ve o dönemde sonradan eklenen her unsurun kaldırılması zaruridir.” [9]

Bu karar uyarınca, İran Kutsal Mekânları Yenileme Heyeti bünyesindeki tarihi eser ve kitabe restorasyonu alanında uzman heyetler, Baas rejimi döneminde zarar gören veya yerinden sökülerek Harem-i Şerif’in depolarından birine kaldırılan eserlerin ihyası ve tamiri için titiz bir çalışma başlatmışlardır.

Mukaddes Hz. Ali Türbesi’nin kubbe kuşak kısmı için mavi mine ile tezyin edilmiş oymalı altın levhalar restore edilerek ihya edildi; bu çalışmanın tamamlandığı 13 Recep 1430 (6 Temmuz 2009) tarihinde ilan edildi. Altın Eyvan’ın kitabeleri de aslına uygun olarak onarılıp boyandıktan sonra 2013 yılından itibaren yeniden yerlerine monte edildi. Ayrıca, Mukaddes Hz. Ali Türbesi Genel Sekreterliği’nin 1433 (2012) yılında kuzey ve güney minarelerin şerefe bileziklerinin bakım ve onarımını gerçekleştirdiğini de belirtmek gerekir.

Mukaddes Hz. Ali Türbesi yönetiminin, haremin maddi ve manevi kültürel mirasını koruma ve tüm imkanları bu mukaddes mekana hizmet yolunda seferber etme anlayışının bir devamı olarak; Seyyid Ali Hüseyni Sistani’nin doğrudan nezaretinde, türbenin yeniden altınla kaplanması projesinin ilk harcı 10 Rebiülahir 1434 (21 Şubat 2013) Perşembe sabahı atıldı.

Bu projenin ehemmiyeti, kubbenin dış duvarlarındaki çatlakların giderilmesi ile iklim şartları ve askeri hadiseler neticesinde zarar görmüş olan süsleme amaçlı altın levhaların onarılmasında yatmaktadır. En önemli önceliklerden biri, Hz. Ali Türbesi’nin mevcut mimari dokusundaki yapısal ve kültürel mirası ile tarihi eser niteliğini muhafaza etmektir. Şayan-ı dikkattir ki; yeniden altınlama projesi, Yüce Dini Merci’nin tüm detaylar hakkında bilgilendirilmesi, gerekli talimatların verilmesi ve özellikle orijinal altın levhaların korunarak bakımlarının yapılması ve tarihi dokunun muhafazası amacıyla asıl yerlerine iade edilmesi yönündeki vurgusu üzerine onaylanmıştır.

Tecrübe ve güncel teknik beceriye sahip Hz. Abbas (aleyhisselâm) Türbesi mühendislik kadrosundan müteşekkil uzman bir ekibin, projenin ilk aşaması olan kubbe kasnağının (silindir kısmının) yeniden altınlanması işini üstlenmesi kararlaştırıldı. Kubbe kasnağı için kullanılan altın levha sayısı 18 sıra halinde toplam 2.525 adettir. Her bir levhanın ebadı 18×24 cm olup, bu aşamada 45 kilogram altın sarf edilmiş ve çalışmalar 2014 yılında tamamlanmıştır.

Hz. Ali Türbesi kubbesinin altınlanmasında ikinci faz, Mukaddes Hz. Ali Türbesi’nin uzman teknik kadrosuyla iş birliği içerisinde olan İran merkezli Kövser Vakfı’nın teknik ve mühendislik ekibine emanet edildi. 2014 yılında kubbe çevresine demir iskeleler kurulup tüm altın levhalar söküldü; Aralık 2015’te ise levhaların yeniden altınlanması için iki adet atölye faaliyete geçirildi.

24 Ocak 2016 (13 Rebiülahir 1437) Pazar günü, geniş bir dini, kültürel, ilmi ve sosyal katılım eşliğinde, altınlama projesinin ikinci fazının açılış töreni icra edildi. Kubbenin üst kısmında (kuşağın yukarısında) yer alan ve 76 sıra/halka oluşturan altın levha sayısı 9.217 adettir. Kasnak kısmındaki (kuşağın aşağısındaki) 2.525 levha ile birleştiğinde, kubbedeki toplam levha sayısı 11.742’ye ulaşmaktadır. Ayrıca kubbenin üst kısmının altınlanmasında yaklaşık 131 kilogram altın kullanılmıştır.

Kaybolan orijinal tacın tarihi ve sembolik değerine binaen, eski fotoğraf arşivlerinden istifade edilerek İran’da bu tacın bir replikası imal edildi. Yapım sürecinde, Dr. Hadi el-Ensarî’nin gayretleriyle, tacın tüm teknik özellikleri ve ölçüleri en ince ayrıntısına kadar aslına sadık kalınarak tatbik edildi.

Söz konusu tacın imalatı, Tahran’daki Kövser Vakfı bünyesinde, uzman mühendis ve arkeologların nezaretinde bakır alaşımdan gerçekleştirilmiş; ardından Necef-i Eşref’teki türbe atölyesinde yaklaşık bir buçuk kilogram saf altınla kaplanmıştır. Üzerindeki alem (sergül) ile birlikte tacın toplam yüksekliğinin 473,5 santimetre olduğu not edilmelidir.

7 Aralık 2016 (7 Rebiülevvel 1438) Çarşamba günü akşamüzeri, altın tacı taşıyan kafilenin Mukaddes Hz. Ali Türbesi’ne girişi münasebetiyle; ulema, kabile reisleri, türbe hizmetkârları ve ziyaretçilerin katılımıyla görkemli bir karşılama merasimi tertip edilmiş ve taç, Vasîlerin Efendisi’nin (aleyhisselâm) kubbesindeki asıl yerine yerleştirilmiştir.

17 Aralık 2016 (17 Rebiülevvel 1438) tarihi, Resul-i Ekrem Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem) mübarek veladetine rastlaması bakımından mühim bir tarihi hadiseye sahne olmuştur. Bu kutlu günde, yeniden altınla kaplanan Emirü’l-Müminîn (aleyhisselâm) kubbesinin açılışı gerçekleştirilmiştir.

Kubbenin açılış töreni; başta dini merci Şeyh Muhammed İshak el-Feyyaz, Şii Vakıflar Divanı Başkanı Seyyid Alâeddin el-Müsevi, Mukaddes Hz. Ali Türbesi Genel Sekreteri Seyyid Nizar Hablü’l-Metin olmak üzere; mukaddes türbelerin mütevelli ve temsilcileri, devlet erkânı ve çok sayıda dini, sosyal ve kültürel şahsiyetin katılımıyla icra edilmiştir. Mukaddes Hz. Ali Türbesi’nin avlularını hıncahınç dolduran binlerce Emirü’l-Müminîn (aleyhisselâm) meftununun huzurunda, nurlu kubbenin üzerindeki beyaz örtü kaldırılmıştır. Ziyaretçiler, kubbenin yeni altın libasına bürünmüş halini müşahede ederek gözlerini bu eşsiz manzarayla nurlandırmışlardır.

Mukaddes Kubbe’nin yeniden altınla kaplandığı Hicrî 1438 yılına dair pek çok mahir ve yenilikçi şair tarih düşüren şiirler kaleme almıştır. Bu isimlerden biri olan Necefli şair Üstad Muhammed Ali ez-Züheyri şöyle seslenir:

“Hak, şerefin sesiyle yankılandı ve inci, sedefin ortasında parıldamaya başladı.

İşte burada çağlayan bir nur şelalesi akmakta; yücelik ve görkem burada en üst mertebesine ulaşmaktadır.

İşte hidayet tacı burada ışıldıyor ve yüce makamların lütuflarıyla hemhâl oluyor.

O kubbe ki, sırrı Ali el-Mürtaza’da gizli olan kainatın değirmen taşı ve kutbudur.

O, el-Gari (Necef) toprağındaki Allah’ın güneşidir; ışığı daimdir ve asla sönmeyecektir.

Ruhların en yüce gayesi olan o kubbeyi saf altınla yeniden ihya ettiler.

Ve tarihine şöyle not düştüm: (Necef’in üzerinde Kerrâr’ın kubbesi parıldadı.)”

Mukaddes Hz. Ali Türbesi şairi Üstad İbrahim el-Ka’bi de türbenin altınlanma yılını tescil eden şiirine şu mısralarla başlar:

“Muhabbet ve gençlik çağı geçip gitti; şimdi bu ak saçlar gençliğimi silip süpürüyor.”

Şair devamında şöyle der:

“Bu altınlar her gün dile gelip, Vasî’nin (Hz. Ali’nin) tüm boyunlar üzerindeki üstünlüğünü haykırıyor.

Tarihçilere hakikati beyan ederek diyorum ki: (Şüphesiz bu altın, Ebû Turâb’ın sözüdür.)”

Aynı şekilde Kerbelalı şair Üstad Ali es-Saffâr da türbenin altınlanma tarihi üzerine şu mısraları terennüm etmiştir:

“Ey kubbe! Varlık alemi fena vehmiyle sarsılırken, ruhun ruhu sende sükun bulur.”

Şair beyitlerinin devamında şöyle buyurur:

“Azim ve ihlas, o kubbenin altınlarını yeniden tazeledi; öyle ki tüm makamlar ve rütbe sahipleri onun huzurunda saygıyla eğildi.

Devranın hafızasına şu tarihi nakşet: (Ey Ebu’l-Hasan Ali! Mustafa’nın veladetinde altınlar yeniden hayat buldu.)”

Dipnotlar

[1] Tarihu’n-Necefü’l-Eşref, Cilt 1, s. 404.

[2] el-Yetimetü’l-Garaviyye ve’t-Tuhfetü’n-Necefiyye, s. 407.

[3] Divanü’l-Hâirî.

[4] Delilü’l-Utbeti’l-Aleviyyeti’l-Mukaddese, s. 133.

[5] Mâzi’n-Necef ve Hâzıruhâ, Cilt 1, s. 66.

[6] Aynı eser.

[7] Bkz. Tarîku’n-Nûr: Kıssetü’l-Hac Muhammed Reşâd Mirze maa’l-Utbeti’l-Mukaddese, s. 21.

[8] Zikreyâtü’l-Ahibbe, s. 104.

[9] Delilü’l-Utbeti’l-Aleviyyeti’l-Mukaddese, s. 134.

Kaynakça

  • Tarihu’n-Necefü’l-Eşref: Muhammed Hüseyin Harzüddin. Nigâriş Matbaası, Kum, Hicrî 1427.
  • el-Yetimetü’l-Garaviyye ve’t-Tuhfetü’n-Necefiyye: Hüseyin el-Burâkī. Şeriat Matbaası, Kum, Hicrî 1428.
  • Divanü’l-Hâirî: Seyyid Nasrullah el-Hâirî el-Müsevi. el-Gari Matbaası, Necef, 1954.
  • Delilü’l-Utbeti’l-Aleviyyeti’l-Mukaddese: Fikri ve Kültürel İşler Bölümü / Mukaddes Hz. Ali Türbesi. Darü’r-Rafideyn, Beyrut, 2011.
  • Mâzi’n-Necef ve Hâzıruhâ: Cafer Mahbûbe. el-Âdâb Matbaası, Necef-i Eşref, 2. Baskı, 1958.
  • Tarîku’n-Nûr: Kıssetü’l-Hac Muhammed Reşâd Mirze maa’l-Utbeti’l-Mukaddese: Abdülhalim Hatim Mirze, Darü’n-Nur.
  • Zikreyâtü’l-Ahibbe: Abdülgaffar el-Ensarî. Darü’l-Kefil Matbaası, Kerbela, Hicrî 1436.

 

Daha fazla içerik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir