Allame Meclisî, Biharü’l-Envar adlı eserinde, bu vakanın bize yakın bir zamanda vuku bulduğuna dikkat çekerek şu meşhur kerameti nakleder:
Hadise şöyle cereyan etmiştir: Bahreyn ehlinden bir grup Şii, İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmek ve o güne mahsus bazı özel dualara iştirak etmek amacıyla Irak’a doğru yola çıkarlar. Fakat kervanın yavaş ilerlemesi sebebiyle, tayin edilen vakitte Kerbelâ’ya ve o günün özel ziyaretine yetişemezler; bilakis o mübarek günde el-Gari (Necef) şehrine varırlar. O gün Necef’te hava yağmurludur, yerler çamur içindedir ve haremin kapıları da kilitlenmiştir.
Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) hareminin hadimlerinden biri olan Mevlana Mahmud, haremin kapılarını çoktan kapatmıştır. Ziyaretçiler onun yanına giderek kapıları açmasını rica ederler. Ancak Mevlana Mahmud bu talebi kabul etmez ve onlara: “Ziyaretinizi pencerenin arkasından eda edin,” der.
Büyük bir ümitsizliğe kapılan Bahreynli ziyaretçiler, yüzlerini İmam Ali’nin (a.s) mukaddes hareine dönerek tazarru ve niyazda bulunurlar: “Ey Mevla! Evladının [İmam Hüseyin’in (a.s)] ziyaretinden mahrum kaldık, bari bizi kendi ziyaretinden mahrum eyleme. Biz senin şianız ve uzak yollardan kapına geldik.”
Tam o esnada kilitler kendiliğinden yere düşer, haremin kapıları mucizevi bir şekilde açılır; onlar da içeri girerek ziyaretlerini huşu içinde eda ederler.
Bu hadise, gerek Necef halkı gerekse Bahreyn halkı arasında fevkalade meşhurdur.
Kaynak: Biharü’l-Envar, c. 97, s. 254