Most searched:

Hz. Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) Mübarek Kabrinin Tezahürü

Makam-ı Şerif’in Gizliliği Hz. Emirü’l-Müminîn Ali (a.s), vefatından ve defin işlemlerinden sonra, kendisine karşı beslenen derin düşmanlıklar ve hainane tertipler sebebiyle mübarek kabrinin gizli kalmasını Ehl-i Beyt’ine vasiyet etmiştir.

Bu vasiyetin temel gayesi, kincis düşmanların kabri deşme (nebş-i kabir) girişimlerine zemin hazırlayacak şartları ortadan kaldırmaktı. [1]

İmam Cafer-i Sadık (a.s), ashabından Safvan el-Cemmâl’in Hz. Emirü’l-Müminîn’in (a.s) kabrinin neden Ehl-i Beyt tarafından gizli tutulduğuna dair sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Beni Mervan’ın ve Haricilerin şerrinden ve onların bitmek bilmeyen kinlerinden korunmak için.” [2] Şeyh Cafer Âl-i Mahbûbe, Müntehabü’t-Tevârih kitabından naklen; zalim vali Haccâc bin Yusuf es-Sekafî’nin, belki birinde Hz. Ali’nin (a.s) mübarek naaşına ulaşırım ümidiyle Necef’te üç bin kabri deştirdiğini aktarmaktadır.

İbn Tâvûs, kabr-i şerifin gizlenmesi hususunda şunları kaydeder:

“Hazret, durumun gerekliliği üzerine gizli bir defin vasiyet etmiştir. Bundaki maksat; Beni Ümeyye, Hariciler ve onların yandaşlarının hile ve düşmanlıklarından emin olmaktır. Zira onlar kabrin yerini bilselerdi, şüphesiz mezarı deşmeye kalkışırlardı. Benî Haşim, bu güruhun Hz. Ali’ye (a.s) karşı olan o köklü nefretini gayet iyi biliyordu; nitekim Hazret sağlığında onlara karşı durmuştu. Bu durumda, şehadetinden sonra bu kincilikten emin olmayı nasıl vasiyet etmesindi? Dolayısıyla o kabrin gizlenmesinde, sayılamayacak kadar çok fayda ve maslahat vardı.” [3]

Mübarek kabrin tam mevkii, Necef şehrinde gizli kalmaya devam etti. Hz. Ali’nin (a.s) vasiyeti uyarınca, Hazretin evlatları ve seçkin şiası dışında hiç kimse, hicri 40 yılından Emevî devletinin yıkılışına ve hicri 132 (m. 749) yılında Abbasî devletinin kuruluşuna kadar kabrin yerini bilmiyordu.

Perdenin Kalkışı: İmam Sadık (a.s) Dönemi Siyasi engellerin kalkmasıyla birlikte İmam Cafer-i Sadık (a.s), kabr-i şerifin üzerindeki gizlilik perdesini kaldırmış ve oranın ziyaret edilmesini emretmiştir. Bu durum, İmam Sadık’ın (a.s) ilk Abbasî halifesi Ebu’l-Abbas es-Seffah’ın davetiyle Irak’a gelip Hire’de onunla görüştüğü esnada vuku bulmuştur. Hazret, o mübarek kabrin üzerine bir zarih inşa ettirmiştir.

Şeyh Müfid bu hususta şöyle der: “Hazretin (a.s) kabr-i şerifi, İmam Sadık (a.s) Abbasîler döneminde bu gizliliği ifşa edene kadar saklı kalmıştır.” [4] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hire’de Ebu’l-Abbas’ın yanındayken, geceleyin Necef-i Hire’deki (Gariyyü’n-Nu’man civarı) Emirü’l-Müminîn (a.s) kabrine doğru yola çıktım. Orada gece namazını eda ettim ve güneş doğmadan önce geri döndüm.” [5]

İmam Sadık’ın (a.s), ceddi Seyyidü’l-Evsiyâ’nın (a.s) kabrini ziyareti, Halife Mansur döneminde de defaatle tekrar etmiştir. Bu ziyaretlerin birinde İmam (a.s), Safvan el-Cemmâl’e kabrin imarı için bir miktar para vermiş; Safvan’ın “Ey Mevlam! Kufeli dostlarımıza bu kabrin yerini bildirmeme izin verir misiniz?” sorusuna “Evet” cevabını vermiştir. Böylece Safvan, aldığı maddi destekle kabri yeniden inşa etmiştir. [6]

Tarihî Yanılgılar ve Harun Reşid Anlatısı Maalesef, gerek eski gerekse yeni bazı müellifler, Hz. Ali’nin (a.s) merkadine dair rivayetlerde tahkik ve tetkik yapmaksızın hataya düşmüş ve hakikatten uzaklaşmışlardır. Özellikle Harun Reşid’in h. 170 veya 175 yılında kabr-i şerifi keşfeden ilk kişi olduğuna inanmışlardır.

Bu iddiayı, Necef’teki bir av hadisesine dayandırırlar. Ancak İmam Sadık’ın (a.s) h. 132 yılında -yani Harun’dan çok önce- kabrin yerini gösterdiğini, oraya zarih yaptırdığını ve insanları ziyarete çağırdığını bilerek ya da bilmeyerek görmezden gelirler. Ehl-i Beyt’e düşmanlığın temellerini atan, şialara zulmeden ve İmam Musa Kazım’ı (a.s) zindana atıp şehadetine sebep olan bir şahsın, Emirü’l-Müminîn’in (a.s) merkadini yücelttiğini iddia etmek akıl ve tarihle nasıl bağdaşabilir?

Şeyh Müfid, el-İrşad eserinde bu anlatıyı şöyle detaylandırır:

“Abdullah bin Hazim anlatıyor: Bir gün Harun Reşid ile Kûfe’den ava çıktık. Gariyyeyn ve Sevviye taraflarına gittik. Bir ceylan gördük ve üzerine doğanlar ile tazıları saldık. Hayvanlar ceylanı bir süre kovaladı. Ceylan bir tepenin üzerine çıktı; o anda doğanlar yere indi, tazılar ise geri döndü. Reşid bu duruma hayret etti. Ceylan ne zaman o tepeden ayrılsa hayvanlar saldırıyor, tepeye çıktığında ise geri çekiliyorlardı. Reşid, ‘Çabuk etraftan birini bulun’ dedi. Benî Esed kabilesinden yaşlı bir adam getirdiler. Reşid ona bu tepenin sırrını sordu. Adam can güvenliği sözü alınca şöyle dedi: ‘Babam atalarından naklederdi ki bu tepe Hz. Ali bin Ebi Talib’in (a.s) kabridir. Allah orayı bir harim (sığınak) kılmıştır; oraya sığınan her şey güvendedir.'” [7]

Harun tarafından yapıldığı söylenen imar çalışmaları ise oldukça şüphelidir. İbn Tâvûs’un naklettiği bir rivayete göre; Reşid, kabrin üzerine beyaz tuğladan bugünkü zarihten daha küçük bir bina yaptırmıştır. Ancak İbn el-Fartûsî, Merkat ve Zarih-i Emirü’l-Müminîn kitabında bu tür rivayetlerin senedsiz ve dayanaksız olduğunu, asıl meşhur mimari yapının 3. ve 6. yüzyıllar arasında Adudüddevle tarafından inşa edilen “Beyaz Kubbeli” yapı olduğunu belirtmektedir. [9]

Demîrî de Hayatü’l-Hayevânü’l-Kübrâ adlı eserinde İbn Hallikân’dan naklen; Harun Reşid’in kabrin üzerine sadece taşlar koydurttuğunu, İmam Sadık’ın (a.s) inşa ettirdiği yapının yerini alacak azametli bir bina yaptırmadığını ifade eder. [10] Ayrıca, o dönemde mezarlar üzerine kubbe yapma geleneği henüz başlamamıştı. Irak’taki ilk kubbeli mezar, m. 862 (h. 248) yılında vefat eden Müntasır-Billah için inşa edilen “Kubbetü’s-Suleybiyye”dir. [11]


Dipnotlar

[1] Ferhatü’l-Garî fî Ta’yîni Kabri Emîri’l-Mü’minîn Alî (a.s), s. 226.

[2] Mâzi’n-Necef ve Hâdıruha, s. 39.

[3] Ferhatü’l-Garî, s. 226.

[4] el-İrşâd fî Ma’rifeti Huceci’llâhi ale’l-İbâd, s. 10.

[5] Ferhatü’l-Garî, s. 194.

[6] Ferhatü’l-Garî, s. 232.

[7] el-İrşâd, C. 1, s. 27.

[8] Ferhatü’l-Garî, s. 273-274.

[9] Merkad ve Zarîh-i Emîri’l-Mü’minîn (a.s), s. 143-144.

[10] Hayatü’l-Hayevânü’l-Kübrâ, C. 2, s. 177.

[11] Meşhedü’l-İmâm Alî fi’n-Necef, s. 133.


Kaynakça

  • Şeyh Müfid, el-İrşâd fî Ma’rifeti Huceci’llâhi ale’l-İbâd, Müessesetü Âli’l-Beyt, Beyrut, 1416 h.

  • Abdülkerim bin Tâvûs, Ferhatü’l-Garî fî Ta’yîni Kabri Emîri’l-Mü’minîn Alî (a.s), Dârü’t-Teâruf, Beyrut, 1431 h.

  • Cafer Mahbûbe, Mâzi’n-Necef ve Hâdıruha, Matbaatü’l-Âdâb, Necef, 1958.

  • Salah Mehdi el-Fartûsî, Merkad ve Zarîh-i Emîri’l-Mü’minîn (a.s), Atabe-i Aleviyye, Necef, 2010.

  • Kemaleddin Muhammed bin Musa ed-Demîrî, Hayatü’l-Hayevânü’l-Kübrâ, Dârü İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 2011.

  • Suad Mahir, Meşhedü’l-İmâm Alî fi’n-Necef ve mâ bihi mine’l-Hedâyâ ve’t-Tuhaf, Dârü’l-Maârif, Mısır, 1388 h.

Daha fazla içerik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir