Gadir-i Hum, tarihî belgeler temelinde hiç şüphesiz İslam’ın ilk döneminin ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) risalet devrinin en önemli ve en kesin hadiselerinden biridir; aynı zamanda dinin kemale erdiği ve nimetin tamamlandığı gündür. Ancak Ehl-i Tesennün yazarları Gadir-i Hum konusunda farklı tutumlar sergilemişlerdir.
Bazı Ehl-i Tesennün âlimleri Gadir vak‘asını kabul etmiş olmakla birlikte, onun Müminlerin Emîri İmam Ali’nin (a.s) hilâfet ve imametine delâlet ettiği yönündeki Şiî görüşe katılmamaktadırlar.
Bir kısmı ise yalnızca Gadir hadisini nakletmekle ya da Müminlerin Emîri İmam Ali’nin (a.s), Gadir’de hazır bulunan bazı sahâbîlere dayanarak yaptığı istişhâdı (şahit gösterme ve yemin ettirme olayını) aktarmakla yetinmiş; olayın nasıl ve hangi şartlarda gerçekleştiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.
Bazı Sünnî tarihçiler ise Gadir hadisesini Şiîlerin zihnî bir kurgusu olarak değerlendirmiş; bu hassas tarihî olaya şüphe ve inkâr nazarıyla yaklaşmışlardır.
Onlar bu inkârı ya açıkça dile getirmiş ya da sessiz kalarak, söz konusu büyük hadiseye tarih kitaplarında dahi yer vermemişlerdir. Görünüşe göre bu grubun örtbas ve inkâr tavrı, yersiz taassuplar ile şahsî, kavmî ve mezhebî menfaatlere dayanmaktadır.