Kerbelâ’da erkeklerin ve gençlerin şehit edilmesiyle yaşanan acı tabloyu, kadınlar küçük kızlardan ve çocuklardan gizlemeye çalışıyorlardı. Minik yavrulara, “Babanız bu yolculuktan geri dönecek.” diyerek onları teselli ediyorlardı.
Bu hâl, kafile Yezid’in sarayına götürülünceye kadar devam etti.
Esirler arasında henüz dört yaşlarında küçük bir kız çocuğu da vardı. Bir gece uykusundan aniden uyandı ve babasını arayarak ağlamaya başladı. Hıçkırıklar içinde şöyle diyordu:
“Babam az önce yanımdaydı. Onu rüyamda gördüm. Babamı istiyorum!”
Onun bu feryadı üzerine kadınlar ve çocuklar da gözyaşlarına boğuldu; sarayın her tarafını ağlama sesleri kapladı.
O sırada Yezid derin bir uykudaydı. Gürültüyle uyanınca öfkeyle:
“Ne oluyor?” diye sordu.
Yaşananları kendisine anlattılar. Bunun üzerine şöyle dedi:
“Babasının başını götürün ve önüne koyun!”
İmam Hüseyin’in (a.s.) mübarek başını getirip küçük kızın önüne bıraktılar.
Masum yavru şaşkınlıkla:
“Bu nedir?” diye sordu.
O zalimler:
“Bu, babanın başıdır.” dediler.
Bunu duyan küçük kız, tarifsiz bir dehşetle feryat etti. Öyle büyük bir korkuya kapıldı ki hastalandı. Birkaç gün hastalık yatağında kaldıktan sonra, bu ağır acıya daha fazla dayanamayarak ruhunu Rabbine teslim etti.
(Kaynak: Kâmil-i Bahâî, cilt 2, s. 178)