İslam’ın iç düşmanları olan münafıklar, Gadir programının eksiksiz şekilde uygulanması ve Emirü’l-Müminin Ali’nin (aleyhisselam) minberden açıkça tanıtılmasıyla bütün planlarının altüst olduğunu gördüler. Aralarında “Bugün kâfirler sizin dininizden ümidini kestiler” (el-yevm ye’ise’l-lezîne keferû min dînikum) ayetini hatırlatır gibi bir umutsuzluk hâkimdi ve bu durum yüzlerinden ve davranışlarından açıkça anlaşılıyordu. Bunun üzerine, yapılan işi geçersiz kılabilecek yeni yollar aramaya başladılar.
1. Hilafeti gasp etmek için aday belirleme
Ortaya attıkları ilk yöntem, Ali’yi (aleyhisselam) başka bir kişiyle değiştirme meselesiydi.
Münafıklar önce bu konuyu kendi aralarında tartıştılar. Ardından doğrudan Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve âlih) huzuruna gelerek bu düşüncelerini dile getirdiler.
Hatta, kendi zanlarına göre Ali’nin yerine geçebilecek kişiler olarak açıkça Ebubekir ve Ömer’in adını gündeme getirdiler!
Yunus Suresi’nin 15. ayetinin nazil olması, onların bu sözlerine kesin bir cevap oldu ve aynı zamanda bunun gerekçesini de ortaya koydu.
İmam Bakır (aleyhisselam), başka bir rivayette bu komplonun daha ileri aşamasını—yani Ebubekir ve Ömer’in isimlerinin açıkça zikredilmesini—ayetin bazı bölümlerini okuyarak şöyle açıklamıştır:
“Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar şöyle derler: ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.’ De ki: ‘Onu kendiliğimden değiştirmem mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyarım.’”
Bu ilahi sözün anlamı şudur: Onlar şöyle dediler: “Eğer Ali’nin (aleyhisselam) yerine Ebubekir ve Ömer’i koyarsa, ona tabi oluruz.”
Devamını ikinci bölümde okuyabilirsiniz.
Kaynaklar:
* Gadir der Kur’an, cilt 1, s. 351-353
* Biharü’l-Envar, cilt 36, s. 148, hadis 124