İslam’ın iç düşmanları olan münafıklar, Gadir programının eksiksiz şekilde uygulanması ve Emirü’l-Müminin Ali’nin (aleyhisselam) minberden açıkça tanıtılmasıyla bütün planlarının altüst olduğunu gördüler. Aralarında “Bugün kâfirler sizin dininizden ümidini kestiler” (el-yevm ye’ise’l-lezîne keferû min dînikum) ayetini hatırlatır gibi bir umutsuzluk hâkimdi ve bu durum yüzlerinden ve davranışlarından açıkça anlaşılıyordu. Bunun üzerine, yapılan işi geçersiz kılabilecek yeni yollar aramaya başladılar.
Dördüncü bölümde Ali’nin (aleyhisselam) yerine başka birinin getirilmesi teklifi ele alınmıştı. Bu bölümde ise hilafette ortaklık önerisi ele alınmaktadır:
5. Hilafette Ortaklık Teklifi
Gadir hutbesinin tamamlanması ve Emirü’l-Müminin Ali’ye (aleyhisselam) genel biatın gerçekleşmesinden sonra, birkaç komplonun başarısızlığa uğramasına rağmen münafıklar yine de durmadılar ve Gadir’de ilan edilen Ali’nin (aleyhisselam) velayetini geri aldırmanın başka yollarını aradılar.
Münafıkların zihinlerinde beliren beşinci fikir, başkalarının Ali (aleyhisselam) ile birlikte hilafete ortak edilmesi meselesiydi. Bu talebi Gadir hutbesinden önce de Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve âlih) iletmişlerdi.
Bu planı daha hesaplı bir şekilde uygulamaya koydular.
Önce Kureyş’ten bazı münafıklar, Kureyş’in ortaklığı talebi olarak bu öneriyi sözde iyi niyetle dile getirerek şöyle dediler:
“Eğer Rabbinle muhalefet etmekten korktuğun için Ali’yi değiştiremiyorsan, o hâlde Kureyş’ten birini onunla birlikte hilafete ortak et ki insanlar onun varlığıyla sükûnet bulsun, işin sonuç versin ve sana karşı çıkmasınlar.”
Bunun ardından, sahifeyi imzalayan beş kişiden biri olan Muaz b. Cebel, başka bir münafık grupla birlikte Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve âlih) huzuruna geldi ve bu kez Kureyş adına önerdikleri kişileri açıkça dile getirerek şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Resulü! Eğer Ebubekir ve Ömer’i Ali ile birlikte hilafete ortak edersen, insanlar bu konuda sakinleşir ve onlar için uygun olan gerçekleşmiş olur. Onları Ali’nin velayetinde ortak kıl ki senin sözünü kabul etmeye hazır hâle gelsinler.”
Bu aşamadan sonra Kureyş’ten bazı münafıklar, yanlarında Ömer olduğu hâlde Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve âlih) huzuruna geldiler. Bu kez Ömer onların sözcüsü olarak şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Resulü! Biz putlara tapmayı terk ettik ve sana tabi olduk. O hâlde bizi onun velayetinde ortak kıl ki onunla birlikte ortak olalım.”
Bu komplo bütün ihtimaller gözetilerek uygulandı ve hilafette ortaklık teklifi açıkça Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve âlih) huzurunda dile getirildi. Oysa böyle büyük bir merasimden sonra böyle bir teklifin yeri yoktu ve Allah’ın hikmetli emri karşısında bu tür hesaplar anlamsızdı.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve âlih) onlara bunun ilahî bir emir olduğunu ve kendisinin bir yetkisi bulunmadığını ifade etti. Ancak Gadir sürecinin diğer aşamalarında olduğu gibi, burada da ilahî cevap vahiy yoluyla hemen geldi. Zümer Suresi 65–66. ayetleri nazil oldu. Hitap Peygamber’e olmakla birlikte, aslında bu teklifi yapanları hedef almaktaydı:
“Şüphesiz sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer (Allah’a) ortak koşarsan, amelin boşa gider ve mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun. Hayır! Yalnızca Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol.”
Ömer bu ayeti adeta başına inen bir darbe gibi hissedince, arkadaşlarını Peygamber’in yanında bırakıp aceleyle oradan ayrıldı.
Bu ayetin inişi, sadece hilafette ortaklık teklifine olumsuz bir cevap değil, aynı zamanda böyle bir teklif karşısında ilahî öfkenin açık bir göstergesiydi. Bu nedenle bu kadar kesin bir cevap, onu ortaya atanlara karşı ebedî bir belge olarak Kur’an’da yer aldı.
Kaynaklar:
* Vakıa-i Kur’ânî Gadir, s. 142
* Biharü’l-Envar, cilt 23, s. 362, 380; cilt 36, s. 152; cilt 37, s. 120, 160–161
* Avâlimü’l-Ulûm, cilt 3/15, s. 67, 85, 136, 149