Most searched:

Hz. Emîrü’l-Mü’minîn’in (aleyhisselâm) Masumiyeti, En sağlam Naklî ve Aklî Deliller Işığında

Masumiyet”, Ali bin Abi Talib’in (aleyhisselâm) sahip olduğu özelliklerden biridir. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve âlihi ) bu özelliği vurgulamış ve mütevâtir hadisler ile rivayetler de bunu teyit edip tasdik etmiştir

Hz. Emîrü’l-Mü’minîn’in (aleyhisselâm) masumiyeti, en sağlam naklî ve aklî deliller ışığında

Masumiyet”, Ali bin Abi Talib’in (aleyhisselâm) sahip olduğu özelliklerden biridir. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve âlihi ) bu özelliği vurgulamış ve mütevâtir hadisler ile rivayetler de bunu teyit edip tasdik etmiştir
Masumiyet söz, fiil ve davranışlarda her türlü hata, günah ve yanlıştan korunmuş olmak anlamına gelir ve Şiî İslâm’da imamet ve liderliğin temel rükünlerinden biri olarak kabul edilir.
İmamların — başta Ali bin Abi Talib (aleyhisselâm) olmak üzere — masumiyeti, bu tertemiz ailenin belirgin ve öne çıkan özelliklerindendir. Bu konuda çok sayıda aklî ve Kur’ânî delil nakledilmiş olup, aşağıda bunların en önemlileri sunulacaktır.

Tathîr Âyeti

Masumiyetin en açık delillerinden biri “Tathîr Âyeti”dir. Yüce Allah şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah, siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”
Bu durumda pisliğin giderilmesi ve tam anlamıyla arındırılıp tertemiz kılınmak, “masumiyet” kavramının açık bir ifadesidir.

“Ulü’l-Emr” (Velâyet) Âyeti

Masumiyetin delillerinden biri de “Ulü’l-Emr” yahut “Velâyet” Âyeti’dir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine (ulü’l-emr) de itaat edin.”
Burada ulü’l-emre mutlak itaat, Allah’a ve Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve âlih) mutlak itaatle birlikte zikredilmiştir. Mutlak itaatin gereği ise masumiyetin sabit olmasıdır. Çünkü masumiyetin bulunmaması, günah işleme ihtimalinin varlığı anlamına gelir; böyle bir ihtimal söz konusu olduğunda ise mutlak itaat caiz olmaz.
Ayrıca âyet-i kerîmede emir sahiplerine mutlak itaat emredilmiş ve onlar hakkında hata ihtimali zikredilmemiştir. Masumiyet ile hata ihtimali aynı anda bir arada bulunamayacağına göre, masum olan kimse bütünüyle bâtıldan berîdir. Bu da ulü’l-emrin masumiyetini ispat eder.
Bu konuda başka âyetler de vardır; ancak burada hepsini zikretme imkânı bulunmamaktadır. Söz konusu deliller kelâm ve akaid kitaplarında ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.

Hz. Emîrü’l-Mü’minîn’in (aleyhisselâm) Masumiyetine Vurgu Yapan En Önemli Hadisler

Şer‘î sünnette de bu hususa dair deliller mevcuttur. Masumiyeti teyit eden mütevâtir ve çok sayıda hadis bulunmaktadır. Bunların en önemlilerine aşağıda işaret edilecektir

– Hadis-i Sekaleyn

“Sekaleyn” hadisi, İslâmî fırkalar nezdinde mütevâtir kabul edilen hadislerdendir. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurmuştur:
“Ben sizin aranızda iki değerli ve ağır emanet bırakıyorum: Biri Allah’ın Kitabı olan Kur’an, diğeri ise itretim olan Ehl-i Beytimdir. Dikkat edin! Bu ikisi benden sonra halifelerimdir ve Kevser Havuzu’nun başında bana varıncaya kadar birbirlerinden asla ayrılmazlar.”
Peygamber’in (s.a.a.) Kur’an ve itretin kendisinden sonra iki halife olduğunu ve kıyamete kadar birbirlerinden ayrılmayacaklarını bildirmesi; ayrıca Ehl-i Beyt’in (aleyhimüsselâm) masum oluşu ve Kur’an’ın, önünden ve arkasından hiçbir bâtılın yaklaşamayacağı bir hakikat olarak onların masumiyetini teyit etmesi, bu “ayrılmama”nın anlamını açıklar. Zira hata işleyen ve yanılan bir itret, Kur’an’dan ayrılmış olur; Kur’an ile birlikte ve uyum içinde bulunamaz.
– Hadis-i Gadir
“Gadir” hadisi de İslâmî fırkalar arasında mütevâtir kabul edilen rivayetlerdendir. Hz. Muhammed (s.a.a.) bu hadiste şöyle buyurmuştur:
“Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.”
Burada “veli” veya “mevla”, itaat edilmesi zorunlu olan kimse anlamındadır. Mutlak itaat ise ancak masum olan kimse için söz konusu olabilir.

– Peygamber’in Sözü

İmamların (aleyhimüsselâm) ve özellikle Ali’nin (aleyhisselâm) masumiyetine delalet eden bir diğer rivayet de Peygamber’in (s.a.a.) şu sözüdür:
“Ali Kur’an iledir, Kur’an da Ali iledir; Kevser Havuzu’nun başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar.”
Masumiyet anlamına işaret eden bir başka beyanında Hz. Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
“Kim benim gibi yaşamak, benim gibi ölmek ve Rabbimin hazırladığı Adn cennetinde yerleşmek isterse, benden sonra Ali’nin velayetini kabul etsin; onun dostlarıyla dost olsun ve ondan sonra gelen imamlara tâbi olsun. Çünkü onlar benim Ehl-i Beytimdir. Onların hamuru benim hamurumdandır ve Allah benim anlayış ve ilmimi onlara vermiştir. Ümmetimden onları yalanlayanlara yazıklar olsun! Rahmetim onlardan kesilir ve Allah şefaatimi onlara ulaştırmaz.”

– İmam Sadık’ın (a.s) Sözü

Ayrıca İmam Cafer es-Sadık (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur:
“Biz masumuz. Allah Teâlâ bize itaati emretmiş, bize isyanı ise yasaklamıştır.”

Emirü’l-Müminîn’in (a.s.) Masumiyetinin Aklî Delilleri

Hz. Ali’nin (aleyhisselâm) masumiyetine dair aklî deliller, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) masumiyetine dair aklî delillerle aynıdır. Çünkü imam, Peygamber’in yolunun devamıdır. Peygamber’in heva ve hevesle konuşmadığı, sözünün vahiyden ibaret olduğu sabittir.
Akıl, Allah Teâlâ’nın masum olmayan bir peygamber göndermesinin mümkün olmadığını beyan ettiği gibi, masum olmayan bir imam tayin etmesinin de mümkün olmadığını ortaya koyar.
Yine akıl, peygamberler ve imamlar (aleyhimüsselâm) için masumiyetin zorunluluğuna hükmeder. Zira onlara her hususta itaat farz kılınmıştır. Allah Teâlâ’nın, kendisine iman etmeyen veya hata eden kimselere mutlak itaati yüklemesi çirkin (kabih) olur ve ilahî maksadın boşa çıkmasına yol açar. Çünkü Allah Teâlâ, peygamberlere ve imamlara (aleyhimüsselâm) itaati, insanların hidayeti, irşadı ve onları dünyevî ve uhrevî kemale ulaştırmak amacıyla farz kılmıştır.
Şüphesiz ki bir hidayet edici ve mürşid; hata, gaflet, unutma, yalan ve günah gibi eksikliklerden korunmuş (masum) olmalıdır ki kendisine güvenilebilsin ve rehberliği doğrultusunda amel edilebilsin.

Kaynaklar
Ahzâb Suresi, ayet 33.
Nisâ Suresi, ayet 59.
El-Emali (Şeyh Sadûk), s. 500.
Delailu’l-İmame, s. 18.
Sunen-i Tirmizî, c. 5, s. 633, hadis no: 3713.
Biharu’l-Envar, c. 38, s. 35.
el-Mustedrek ale’s-Sahihayn, c. 3, s. 124.
el-Kâfî, c. 1, s. 369.
el-Muktedab, s. 16.
Hilyetu’l-Evliyâ, c. 1, s. 68.

Daha fazla içerik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir